Anasayfa / Köşe Yazıları / Kemalettin BULAMACI / Avea olayında “fışkıyeyi” kim kırdı?

Avea olayında “fışkıyeyi” kim kırdı?

Engelsiz Yaşama Derneği (Ey-Der) ve Avea’nın yürüttüğü Günışığı Projesi’nin tanıtım toplantısında Cihan Haber Ajansı muhabiri Hüseyin Aydın’ın akreditasyon dramı ve salondan yaka paça çıkarılması…

20 Nisan Pazartesi günü, Engelsiz Yaşama Derneği (Ey-Der) ve Avea’nın yürüttüğü Günışığı Projesi’nin tanıtım toplantısı düzenlendi. Toplantının onur konuğu Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın eşi Emine Erdoğan’dı. Buraya kadar herşey normal.
Önemli bir sosyal proje için, bir sivil toplum kuruluşu, yanına finans gücü bulunan ticari bir şirketle işbirliği yapıyor. Proje lansmanına da ülkenin bir numaralı bayanı, Cumhurbaşkanı’nın eşini çağırıyor. Tüm dünya ülkelerinde bu tip sosyal projelerin birinci derecede hamisi First Lady’dir.
Olay lansman günü karışıyor işte.
Cihan Haber Ajansı muhabiri Hüseyin Aydın, akreditasyon gerekçesi ile toplantıya alınmıyor. Hatta bir ara davet edildiği salondan bu sefer dışarıya kaba kuvvet kullanılarak çıkartılıyor.
Detayları biliyorsunuz zaten.

Bilmediğiniz ise konu ile ilgili olarak yanlış kurumların, şahısların eleştiriliyor olması. Yanlış insanları, yanlış kurumları protesto eden mesajların ortada dolaşıyor olması.

Hele hele tüm bu işleyişin nasıl olduğunu EN İYİ BİLEN gazeteciler, medya ilişkileri ajansı sahipleri, medya ilişkileri yürüten kişiler, medya sivil toplum kuruluşları sosyal ağlarda, makalelerde yanlış kurum ve kuruluşları suçluyor, eleştiriyor, protesto ediyor.

Neden yanlış kişi ve kurum? 

Düzenlediğiniz herhangi bir etkinlikte, basın toplantısında, Cumhurbaşkanını, Başbakanı, ülkenin bir numaralı bayanını davet ediyorsanız, bu toplantıda katılımcılarla ilgili yetki tamamen Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlık personelindedir. Cumhurbaşkanlığı ve Başbakanlığın uygulamış olduğu basın akreditasyonu bu toplantıda da uygulanır. Hatta çoğunda davetli listesi, çağırılacak basın mensupları veya basın kuruluşları listesi bu kuruluşlardaki yetkili personel tarafından, mevcut uygulamalara göre belirlenir.
Bunu basın mensupları, pr ajansları, pr ajansı sahipleri, bu kuruluşlar ile lansman, toplantı gerçekleştirmiş herkes çok ama çok iyi bilir.
Cihan Haber Ajansı muhabiri Hüseyin Aydın’ın toplantı salonuna alınmamasının, salondan çıkartılmak istenmesinin, daha sonra kaba kuvvet kullanılarak dışarıya çıkartılması da Cumhurbaşkanlığı basın bürosunun uyguladığı akreditasyondan kaynaklanan, fiili icraatın da Cumhurbaşkanlığı personeli tarafından gerçekleştirildiği bir uygulamadır.

Burada Avea’ya yüklenmek, protesto etmek, kınamak son derece yanlıştır. Olayın müsebbibi cumhurbaşkanlığı tarafından uygulanan basın akreditasyonu, akreditasyon kriterleri ve cumhurbaşkanlığı personelinin olayın içerisindeki fiziki müdahalesidir.

Basın akreditasyonu

İster beğenin, ister beğenmeyin…
Dünyada bir basın akreditasyonu gerekliliği vardır. Bunun basın özgürlüğü ile de hiçbir çatışan yanı, basın özgürlüğünü kısıtlayan yanı da bulunmaz.
Siz hiç düşünebiliyor musunuz? ABD başkanının basın toplantısına her gazeteci elini kolunu sallayarak giriyor? Basın özgürlüğünde en ileri seviyede olan Finlandiya’nın Başbakanı bir basın toplantısı yaparken  elinde basın kartı bulunan her gazeteci elini kolunu sallayarak toplantıya katılıyor?
Akreditasyon çeşitli ülkelerde ve çeşitli kurum ve kuruluşlarca farklı şekilde uygulanıyor ve uygulanmak zorunda.
Mesela düşünün…
Dünyanın herhangi bir yerinde oynanan spor müsabakalarında, olimpiyat oyunlarında, futbol turnuvalarında isteyen her gazeteci kimliğini göstererek haber yapmak için bile olsa müsabakaları izlemeye gidebiliyor mu?
Gidemez. Akreditasyon gerekli.
Herhangi bir uluslararası konferansa gidin. OECD, Birleşmiş Milletler, Avrupa Komisyonu toplantısına. İsteyen her gazeteci, her toplantıya her konferansa giremez. Akreditasyon gerekli.
Tabii ki bu uygulama hiçbirinde Türkiye’deki gibi keyfe keder yapılmıyor. Ben bu yayını sevmiyorum, beğenmiyorum, onun yazdıkları taraflı, kamuoyunu yanlış bilgilendiriyorlar şeklinde uygulanmıyor.

Akredite olmak isteyen gazeteci ile ilgili kriterler bellidir. Hatta son yıllarda yaygınlaşan Blogger için bile.
Belirtilen kriterleri taşıyan, başvuruda bulunan her gazeteci de akredite edilir. Ama akreditasyonsuz kabul edilmez.  Akredite olmak için çoğu kurum, kuruluş, uluslararası organizasyon ve devlet de BASIN KARTI şartı aramaz. Basın kartı, akredite olmanızı kolaylaştıran bir katalizör olarak değerlendirilir sadece.

Bunun yanında özel şirketlerin, zaman zaman kişiye özel toplantıları vardır. Yahut yer kısıtı sebebiyle sınırlı sayıda gazeteciyi davet edebildikleri toplantılar. Kesinlikle akreditasyon gereklidir.

Günlük gazetelerin yayın yönetmenlerinin davet edildiği bir toplantıya, herhangi bir derginin yayın yönetmeni, gazetelerin ekonomi şeflerinin davet edildiği bir toplantıya bir televizyon kamerasının girmesi engellenir. 200 kişilik basın toplantısına 200 kişi akredite olmuşken, 201’inci kişi toplantı saatinde çıkıp gelirse, toplantıyı takip etmesi engellenir. Bunu pekçok uluslararası toplantıda da, Türkiye’de de gördük. Görmeye de devam edeceğiz.

Tabii ki bunların hiçbirisinde gazeteci yaka paça toplantı mekanından uzaklaştırılmaz. Hiçbir gazeteci de “Ben illa ki bu toplantıyı takip edeceğiz” ısrarında bulunmaz.
Hüseyin Aydın kardeşimizin yaşadığı talihsiz olay yaşadığı talihsiz olay yaşanmaz anlayacağınız.

Avea’nın hiç mi suçu yok?

Elbette var.
Avea’nın bu yaşananlarda günah keçisi haline getirilmesi olayına ne kadar karşı isem… Avea’nın bu konuda yapmış olduğu yanlışlığı, göstermiş olduğu basiretsizliği, eksikliği de haykıracak kadar cesurum.

Nedir bu eksiklik, yanlış?
Hüseyin Aydın arkadaşımız, akreditasyon listesindeki toplantıyı izlemek için geldiğinde ona durumu açıklıkla anlatamamak.
Burada Avea yöneticisi Suheyla Akbulut hanımın yapması gereken oldukça basit bir hamle varken, bunu yapmamış, yapmayı düşünememiş, yapmamış.
Ne yapması gerekirdi?
Toplantının biri sivil toplum kuruluşu olmak üzere iki kuruluş tarafından organize edildiğini, akreditasyon listesinin ise Cumhurbaşkanlığı tarafından kendilerine verilen liste üzeriden hazırlandığını, bu konuda herhangi bir şikayeti, sorunu var ise bu sorunu çözmek, uzlaşmak için Cumhurbaşkanlığı personeli ile konuşması gerektiğini ilk önce, basit ve net şekilde Hüseyin Aydın  arkadaşımıza anlatılması.

Eğer bu yapılmış olsa…
Bugün konumuz Avea değil, Türkiye’deki akreditasyon sistemi, Cumhurbaşkanlığı Akreditasyon listesi olurdu.

GÜNIŞIĞI PROJESİ NEDİR?
Bir meslektaşımızın yaşadığı, ancak Türkiye’ye özgü olan dramından projeyi konuşmaya fırsat kalmadı.
Nedir bu proje?
Proje, az gören olarak tarif edilen, sadece yüzde 1 ile 10 oranları arasında görme kalıntısına sahip olan ve tıbben görme engelli ya da kör kabul edilen çocuklara görmeyi öğretmeyi amaçlıyor. Proje kapsamında çocuklar, 10 farklı disiplindeki özel eğitim uzmanlarından aldıkları erken müdahale eğitimi sayesinde, beyaz bastona ihtiyaç duymuyorlar ya da yürürken başka bir kişinin koluna girmek zorunda olmadan, bağımsız şekilde hareket edebilme özgürlüğü kazanıyor.

 

 

Hakkında Kemalettin BULAMACI