Ana sayfa Analiz Kemalettin BULAMACI Bilişim-telekom sektörü küçük mü?

Bilişim-telekom sektörü küçük mü?

Bir meslek grubunun yayınlarına baktığınızda, az çok o sektöre ilişkin fikir sahibi olabilirsiniz. Sektörel yayınların mesaj kaygısından öte bilgi aktaran, yol gösteren niteliği ise artık dünya yayınlarının trendi. Sektörün vitrini olmaktan çıkıp, artık bilgi üreten, bilginin paylaşıldığı platformlar haline dönüşmüşler. Bizim sektörde ise kendisiyle ilgili yazısı çıkmadıysa bir dergiyi alıp eline okuyan, göz gezdirenlerin binde biri kadar. Bilenler bilir, bilmeyenlere söyleyelim. Ankara’da ekonomi muhabiri olarak görev yapıyorum. Merkez Bankası’nın bir toplantısına katılmış, burada başkanın gazetecileri bilgisizlikle, raporları okumamakla suçladığına şahit olmuştum. Bir gazeteci arkadaşımız suçlamayı kabul etmemiş, “Ekonomi muhabiri olarak sadece Merkez Bankası’nı değil, bir çok kurumu takip ediyoruz ve haftalık okumamız gereken rapor, belge sayısı bazen bin sayfayı buluyor” diye kendini savunmuştu.

Oysa bilişim-telekom sektöründe Türkiye’de açıklanan rapor sayısı kaçtır? Bırakın haftayı, ayı, periyodik açıklanan bir rapor var mıdır? Bilgi üretilmiyorsa gazeteciler ne yazacak? Mecburen yakaladığı kaynağının ağzından ne aktarırsa onu yazacak. Bunun adı da haber olacak, hatta güncel gelişmeleri “ikili teyit ederek okuyucularıma aktarıyorum, en büyük benim” diye ortaya düşecek.

Bilişim basının “küçük” olduğunu ima eden gazeteci Kemalettin Bulamacı’ya, Microsoft genel müdür yardımcısı Ekrem Yener, “Basın, Pr, reklam şirketlerini düşünürsen hiç de küçük diyemezsin” diye cevap vermişti. Burada ölçüyü belirten tanımlama aslında miktarı değil, işlevi anlatıyordu. Bu bakımdan; gazeteci, Pr ve reklam ajanslarına “küçük” demek yanlış olmayacaktır. Bilgi üreten o kadar az, diğer taraftan başkasının bilgisini satan o kadar fazla ki, herkes kendi Pr’ını yapar oluyor böyle olunca.

Bilgi üretimi meselesine birkaç vurgu daha yapmalı. Bir çok yönden eleştirdiğimiz Telekomünikasyon Kurumu’nun web sitesinde sürekli raporlar, uzmanlık tezleri yayımlanıyor, bilgi üretiliyor. Diğer taraftan DPT’nin binlerce sayfalık bilişim stratejisi, zaman zaman hazırlanan raporlar mutlaka takip gerektiriyor.

Bilgi üreten sivil toplum örgütleri de var. Kasım ayında gerçekleştireceği dev kurultayın danışma kurulu listesine gazetecileri yerleştiren Türkiye Bilişim Derneği gibi. Hürriyet’ten Mustafa Kutlay ve Cumhuriyet’ten Mehmet Sucu iyi birer gazeteci, haberci ama bilişim yazarı olduklarını kendileri söyleyebilir mi? Dergisinde yayın yönetmeni sıfatıyla yazdıklarını okumasam gerçekten bilişim yazarı sanacağım Aslı Caner, bilişim yazarı mı?

Yücel Komçez dışında Türkiye’de, TBD’nin bilişim kurultayı danışma kuruluna girecek bilişim yazarı yok mu?

İşte TBD’nin yaptığı gibi, bilişim sektöründe de, ortada bir şey yokken nasıl satış yapılacağı planlanıyor. Ortaya konulan bilgi zaten kendini satıyor, önemli olan bilgi yokken de satış yapılabilmesi. Bu durumda bilgi üretemeyen kurumlara tavsiyem iyi bir “stratejist danışman” bulsunlar. Böylece fildişi kulelerde huzur içinde hüküm sürebilirler.

BİR CEVAP BIRAK

Please enter your comment!
Please enter your name here