Anasayfa / Köşe Yazıları / Kemalettin BULAMACI / Robotlar, gazetecileri de işsiz bırakacak

Robotlar, gazetecileri de işsiz bırakacak

Oxford üniversitesindeki araştırmacılar, önümüzdeki 20 yıl içerisinde ABD’deki çalışanların yüzde 47’sinin işlerini robotlara kaptıracağını öngörmüşler.

Shelly Palmer ise bunların arasından ilginç olabilecek 5 iş kolunu ön plana çıkararak, robotların işsiz bırakacağı meslekleri yazmış. Aralarında GAZETECİLİK de var.
Öncelikle bu iş kollarını sayalım.
1- Middle Management (Kısaca işleri, hesap tablolarındaki verileri bir kutudan alıp diğerine yapıştıran, beyaz yakalı ofis çalışanları)
2- Commodity Salespeople (Yani, reklam satışı, malzeme satışı gibi, stok, üretim, teslimat gibi dertleri olmayan harcıalem ürün-hizmet satışı yapanlar)
3- Rapor yazanlar, Gazeteciler, Yazarlar
4- Muhasebeciler
5- Doktorlar
Dünya nüfusundaki artış oranı, sağlık hizmetlerine erişim zorluğu vs dikkate alındığında en sonuncu meslek, yani doktorluk mesleğinin robotlar tarafından yapılacak olması olumlu gelişme olarak adlandırılıyor.
Peki ya biz gazeteciler?
1 Kasım 1990 yılında gazetecilik mesleğine, spor haberleri fotomuhabiri olarak başladığım zaman, Türkiye’deki medya bir devinim içerisindeydi. Daha önce atadan, babadan gazetecilerin sahip olduğu medya, ticaret ve sanayi ile iştigal eden işadamlarına satılmaya başlamıştı. 1980’lerin sonunda Kıbrıslı işadamı Asil Nadir neredeyse, ulusal gazetelerin yarısını ele geçirmişti. 1979 yılında Ali Naci Karacan’ın çıkardığı Milliyet Gazetesi de Aydın Doğan isimli bir tüccar tarafından satın alınmıştı. 1990 yılından itibaren ise gazetecilik ile birlikte ticari ve sinai faaliyet gösteren işadamlarının hem ekonomik, hem siyasal sebeplerle inişli çıkışlı mali durumları gazetelerde maaşların ödenememesi, ekonomik eleman çalıştırma, tensikatların önünü açmıştı. Özellikle Asil Nadir’in sahip olduğu gazetelerde bu sıkıntılar had safhadaydı.
O günlerde meslek büyüklerimiz, gazetecilik mesleğinin nasıl dejenere olduğunu, bu mesleğin artık yapılamayacak seviyeye geldiğini anlatıyordu biz yeni yetme çıraklara.
Internet devrimi
Tim Berners Lee’nin WWW’i bulup ilk web sitesini açmasından sonra, internet devrimi her yere sıçradı. Türkiye’deki gazeteler ise 1996 yılında ilk web sitelerini açtılar, sırasıyla Zaman, Milliyet ve Hürriyet. Gerisi geldi.
Daha önceleri, gazetedeki haberleri internet sitesine taşıyan gazeteler 1999 yılı sonlarında Ufuk Güldemir’in kurduğu HaberTürk portali ile ayrı bir yol haritasına girdi. Artık, gazetedeki BAYAT haberler, okuyucunun ilgisini çekmiyor, okuyucu taze, anlık habere ihtiyaç duyuyordu. Bunu NTV tarafından kurulan NTVMSNBC takip etti. TV yayıncılığındaki canlı yayın maliyetlerinin yanında, internet yayıncılığının düşük maliyetli yayını daha hızlı, daha güncel haber sağlamayı başarmıştı.
Gazetelerin internet siteleri de açılan bu yola girmek zorunda kaldı. Daha önce, gazeteciler, deneyimli editörler, meslek erbabı üstadlar tarafından haber yazılan internet siteleri, bu uzmanların maliyetlerini, elde edilen gelirle karşılayamayınca 2000’li yılların ortasından itibaren ayrı bir yola girdi. Çünkü, televizyona alınan reklam spotu ile gazetelere alınan ilanlara ödenen para internet yayınlarındaki reklam, banner ücretlerinin çok ama çok üstündeydi.
Televizyonların canlı yayın maliyetleri bir hayli düşmüş, ardı ardına tematik haber kanalları yayın hayatına girmeye başlamıştı. Canlı yayın ile olan biten gelişmeler televizyonlar tarafından halka, UZMAN muhabirler tarafından, aktarılıyordu. Sayısı 10’u geçen haber ajansları anlık haberleri iletiyordu. Ayrıca, gazetecilik, habercilik mesleğinde telif hakları yeterince korunmadığı için, bir gazetecinin günlerce uğraşıp çıkarttığı bir haberi ÇALIP, kendi sitende yayımlamanın bir yaptırımı da yoktu. Anlık haber akışının “UZMANLAR” tarafından sağlandığı, ÇALIP, kopyala yapıştır ile bu haberi internet sitesine yerleştirmenin kolaylaştığı ortamda, Haber Portallerinin, Gazete internet sitelerinin “GAZETECİYE”, “EDİTÖRE” ihtiyacı yoktu.
Sadece, en çok ilgi gören, en çok tartışılan konuları, haberleri ÇAL, kendi sitene yapıştır. İnternet sitelerindeki reklam ücretlerinin düşüklüğü de göz önüne alındığında artık haber içeriği yayımlayan internet sitelerinde NİTELİK değil, NİCELİK ön plana çıkmıştı. Daha çok haber! yayımlamak sayfa trafiğini ve geliri artırıyordu. Bu trafiği artırmak için gerekli olan içeriği de ‘HAZIR ÜRETİLMİŞ’ içeriği ÇALIP kopyalayacak, niteliksiz, üç kuruş ücrete çalışan öğrenciler veya yeni mezunlarla yapmak daha akılcı geldi haber sitelerine.
2000’lerin sonunda ise daha çok içerik girmek, arama motorlarının yönlendirdiği ortamda, interneti dağıtım kanalı olarak kullanan yayımcıların gelirini artırmaz oldu. İçeriği daha fazla girmek değil, İLK ÖNCE girmek önem kazanmaya başladı. Bu da içerikteki KALİTE sorununu daha da ön plana çıkardı. Battı balık yan gider diyen yayımcılar, daha fazla trafik çekmek için 1980’lerdeki bulvar gazetesi yayıncılığına yöneldi. Güzel güzel kızların yer aldığı foto-galeri sayfaları, içeriği ile herhangi bir ilgisi olmayan başlıklar, sadece tıklama gelsin diye merak uyandıran, ama içine girdiğinizde okumaya değer tek bir kelime bulamadığınız içerikler… Çünkü amaç, okuyucuya doğru bilgi aktarmaktan daha çok, okuyucuya daha fazla sayfa gösterip, arama motoru hegamonyasındaki bu dünyada daha fazla gelir elde etmekti.
Gazetelerde ne oldu?
İnternet haberciliğinin bu denli YÜKSELİŞİ!, gazeteleri de farklı yönlere itmeye başladı tabii ki. Artık, gazetelerde özel haber kovalayan, bir haber için 3-4 gün harcayarak araştırma yapan gazetecilere, hem de bu kadar yüksek sayıda gazeteciye ihtiyaç kalmamıştı. Daha önce 20-30 kişinin çalıştığı servisler, bu değişimin sonunda 2-3 kişi ile her gün 3-4 gazete sayfası yayınlayabilme kapasitesine, hızına erişti.
Zaten akşama kadar, haber portalleri tüm gündemi sayfalarına o veya bu şekilde taşıyordu. Ajanslardan haber, bilgi akışı sürekli sağlanıyordu. Haber kanalları siyasetin kalbinden, gündemin önemli toplantılarından canlı yayınlarla gazetelere bilgi akışını sağlıyordu. Bunun için adam beslemeye de gerek yoktu yani. Onun için servisler küçüldü, çalışan sayıları azaltıldı. Hatta bazı gazeteler, maliyeti düşük tutabilmek için sadece kıdemli bir EDİTÖR, yanında da üç beş stajyer çalıştırmaya başlar oldu.
Daralan kadrolar, haber portallerindeki içeriğin kalitesindeki düşüş, neredeyse medyayı kaliteli içerik ile besleyen tek kaynak haline gelmiş haber ajanslarındaki içeriğin gazete sayfalarını beslemeye yetmemesi gibi sıkıntılar baş göstermişken, daha önce kıymet verilmeyen, geldiğinde çöpe giden basın bültenleri, basın açıklamaları, basın müşavirlerini, kurumsal iletişim departmanlarını ve PR ajanslarını kral haline getirdi.
Her PR ajansı, her basın müşavirliği, her kurumsal iletişim departmanı aynı olmasa da sonuçta aralarında kaliteli içerik üreten, hatta haber portallerindeki içerikten daha iyi, daha özenli, imla hataları düzeltilmiş içerikler gazete sayfalarının imdadına yetişti. Bu içerikler doğruluğu bile sorgulanmadan gazete sayfalarında yer almaya başladı. İşin gerçeği, eldeki kadro ile (hem nitelik, hem nicelik olarak) bunu yapmaya da çok fırsat yok. Hoş günümüz gazetecilik imkanları ile NİTELİKLİ 1-2 muhabir, kaliteli içerik, doğru haber derdinde olan editörler arama motorlarındaki en fazla 5 dakikalarını alacak sorgulamalarla bunu gerçekleştirebilir ama bu da umursanmaz hale geldi.
Sonuçta Oxford Üniversitesi araştırmalarının geldiği noktaya geldik.
Gazetecilikte Robot devri
Tüm bu yazdıklarımdan anladığınız üzere, gazetecilik mesleğinin robotların eline geçecek olması bir sürpriz değil.
Sonuçta aynı kanallardan, aynı içeriklerden beslenen, neredeyse birbiriyle aynı yayınlar ortaya çıkmaya başladı. Hiçbir yayında okumadığınız bir içeriği, en son e zaman başka bir yayında gördüğünüzü hatırlıyor musunuz?
Durum öyle bir vahim hale geldi ki… Günlük gazeteler aynı manşetlerle, birer kopya birinci sayfalar hatta iç sayfalar halinde çıkmaya başladı. Gün geldi, farklı farklı yayınların köşe yazarları aynı başlıklarla, aynı konuyu işlemeye başladı. Çünkü servis edilen içerik hepsi için aynı. Gazeteci kalmadı ki bu içerikleri değişik şekilde harmanlayıp okuyucusuna sunsun.
Şu an tek eksiğimiz, gazetelere, televizyonlara, internet sitelerine gelen içeriğin bilgisayarlar aracılığı ile, insan eli değmeden yayına sunulması. Bunun için de bilgisayarların hesaplama kapasitelerinin, işleme güçlerinin biraz daha artmasına ihtiyaç olması.
Singularity denilen kavramı yaşadığımız gün bu da olacak. İnsana, muhabire, editöre gerek kalmadan, medyaya ulaşan içerikler doğrudan yayına verilecek. SoftBank kurucusu ve yöneticisi Masayoshi Son’a göre Singularity de o kadar uzak değil.
Yani, “gazeteciler!..” şimdiden iş aramaya başlasanız, yetkinliklerinizi yeni oluşacak iş kollarında geliştirmeye başlasanız iyi olur.
Bu kafayla gitmeye devam edersek, robotların şu an yaptığımız işi elimizden alması an meselesi…
Singularity ve bizi bekleyen tehlike hakkında daha fazla bilgi için bu yazımı da okuyabilirsiniz. http://btdunyasi.net/siz-cep-telefonu-haberlerini-okurken/

Hakkında Kemalettin BULAMACI