Bilişimi Kim Ne Yapsın?

Bilgi ve İletişim teknolojilerinin, kalkınmanın kaldıracı olacağı ve ülkemizin gelişmiş ülkeler seviyesini yakalamasını sağlayacağı hakkında sayısız söylem dinledim. Ancak bunların hiçbiri, somut olarak ne yapılması gerektiğini göstermiyordu. Halbuki somut hedefler olmaksızın teknolojiye para harcamak, üreticileri zengin etmekten başka bir işe yaramıyor. Bilgi ve iletişim Teknolojileri alanında çalıştığım 14 yıla dönüp baktığımda, teknolojiye harcanan milyonlarca dolar karşılığında iş yapış şekillerinde bir değişim sağlanamadığını dolayısıyla yapılan yatırımlar karşılığında bir kazanım elde edilmediğini görüyor ve karamsarlığa kapılıyorum.

Ülkemizde bırakın devletin e-devleti yaşama geçirmesini, verimlilik artışından doğrudan yarar elde edecek olan özel şirket patronlarının bile bilgi teknolojilerini etkin kullanarak iş süreçlerini geliştirme konusunda ne kadar tutucu davrandıklarını görmek beni üzüyor.

Gerçi arada beni bile şaşırtacak yaratıcılıkta örneklere de rastlamıyor değilim. Örneğin, organik tarım alanında çalışan bir firma, ürünlerin ambalajı üzerine koyduğu numaranın internet üzerinden sorgulanmasıyla, ürün hakkında nerede kimler tarafından üretildiğinden hangi yollardan tüketiciye ulaştığına kadar her türlü bilginin edinilebileceği bir sistem kurmuş. Sıradan bir domatesin (elbette üretim süreçleri açısından pek o kadar sıradan değil aslında ama sonuçta domates domatestir) böylesi bir sistem içinde müşteriye sunulurken ulaşacağı değeri tahmin edebiliyor musunuz?

Ama tahmin edebileceğiniz gibi genellikle olumsuz örnekler karşıma çıkıyor. Bu konuda gördüğüm sayısız örneklerin sonuncusunu paylaşmak istiyorum. Yurtdışından ithal ettiği teknoloji ürünlerini Türkiye’de pazarlayan bir firma, işi gereği modellerini zaman zaman müşterilerine denemeleri için konsinye olarak göndermektedir. Zaman içinde konsinye olarak verilen ürünlerin sayısı, işin gerektirdiğinin çok üzerine çıkmıştır. Bunun nedeni, ürünlerin takibinin yapılamaması, birkaç günlüğüne gönderilen ürünlerin haftalar sonra geri alınması, bazen de tamamen unutulmasıdır. Şirkete yeni atanan Genel Müdür, bu tabloyu farkettiğinde ilk iş olarak gönderilmiş ürünlerin derhal toplanmasını emreder ve yeni konsinye gönderimini yasaklar. Nasıl tanıdık geliyor mu? Tam Türk tipi yönetim. Peki sorun çözülür mü? Elbette hayır. Şirketin yöneticileri, işin gereği müşterilere yeni modellerin tanıtım için gönderilmesinin zorunlu olduğu konusunda yeni genel müdürü ikna ederler ve konsinye yasağı, “genel müdürün onayıyla” gönderilecek şekilde delinmiş olur. Sizce yöneticiler yeni durumu çalışanlara nasıl açıklar? “Arkadaşlar, yeni genel müdürümüz bu konuda çok hassas; şimdilik dikkatli olalım.” Yani bir süre sonra dikkatli olmaya gerek kalmayacak ve eski düzene geri dönülecektir.

Halbuki gönderilecek ürünler için genel müdüre imzalatılmak üzere kağıt ortamında hazırlanan ve bir kere dosyalandıktan sonra kimsenin bir daha dönüp bakmadığı “Konsinye formları”, bilgisayar ortamında hazırlansa daha iyi olmaz mı? Eğer formları word ile hazırlayıp bir klasörde saklamak dışında birşey yapmayacaksanız hiç bir yararı olmaz. Ama konsinye gönderim koşullarını belirler; bu koşulların kontrolünü sisteme programlar, elektronik ortamda yönetici onaylarının alınmasını sağlayan bir mekanizma kurar ve geri dönüşleri kontrol eden bir takip sistemi oluşturursanız, sorunu tamamen çözmüş olursunuz. Müşteriye denemesi için ürün gönderilmesi gerektiğinde, çalışanlarınız bir “onay” kabusu yaşamaz; müşteriye verdikleri sözü zamanında yerine getirebilirler; bunun için tüm gün uğraşmaları gerekmemiş olur; deneme süresi sonunda sistem ilgilere gerekli hatırlatmaları yapacağı için de tüm ürünler zamanında geri döner. Üstelik bu yapıda çok detaylı bilgi saklanabileceği için, hangi müşteriye ne sıklıkta ne gibi ürünlerin gönderildiği; bunun satışlar üzerinde nasıl etkisi olduğunu, hangi müşteri temsilcisinin bu olanağı daha verimli kullanabildiği gibi analizler de yapılabilir. Yani sadece kaynakların daha verimli kullanılması değil; satışları arttıracak formüllerin bulunması da sağlanabilir.

Peki, tüm çalışanlarına bilgisayar veren, yazılımlarını lisanslı kullanan, Internet’e yüksek hızlı bağlanmış, genil bir web sitesi kurmuş bu şirket; yaptığı tüm bu yatırımın karşılığını alabiliyor mu? Bana sorarsanız hayır. Aslında bir çok şirketimizde durum çok da farklı değil. Bilgi ve iletişim teknolojilerini, iş süreçlerini geliştirecek stratejik bir araç olarak görmüyoruz. Bilgisayar ve internet çoğumuz için daktilo, teleks, faks fotokopi makinası gibi ofis aracı sadece. Zaten bu alanda yapılan harcamalar çoğu şirkette “yatırım” olarak değil “harcama” olarak algılanıyor.

2000 krizinin hepimize verimlilik kavramının önemini öğrettiği söyleniyor. Ama çevremdeki örnekleri gördükten sonra “acaba?” diye kendime soruyorum.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

Başa dön tuşu

Reklam Engelleyici Algılandı

Biz, bağımsız yayın kuruluşu olarak, size sunduğumuz hizmetin maliyetini, reklam gelirleri ile karşılıyıoruz. Reklam gelirlerimizii artırmamıza yardımcı olun.