Ana sayfa Analiz Boşversene Sen!..

Boşversene Sen!..

449
0

Dün arabamın trafik muayenesini yaptırmak için TÜVTURK’un (dikkat edin, TÜVTÜRK değil, TUVTURK’da değil, TÜVTURK !) internet sitesine uğradım. Oradaki bir not, bana bir eksiğim olduğunu gösterdi. Trafik muayenelerinin yazılıp kaşelendiği trafik belgesinde boş hane kalmamıştı. Aman ne önemli! Muayeneden sonra mesela ücret makbuzunun üstüne yazıp kaşeleseler olmaz, ille de o karton parçasına yazmaları lazım. Her neyse, TÜVTURK sitesinde ille de o kartonda boş hane olacak diye yazıyordu (burayı unutmayın, yazımın sonunda dokunacağım). Türkiye’nin bu kadar gelişmiş olmadığı yıllarda (2009 filan) benzer bir durum başıma yine gelmiş olduğu için, hazırlıklıydım. Hemen belgelerimi aldım, Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğü’ne gittim.

Hemen dediğime bakmayın. Benim oturduğum yer ile Emniyet arasındaki yol, gününe, saatine ve Sarıyer’lilerin anlık zekâ durumunda göre bir saat ile birbuçuk saat arasında bir zaman alabilir.

Derhal içeri girdim, numaratörden sıra numaramı aldım, tipik bir Türk vatandaşı olduğum için olsa gerek, oturarak beklemem söylenmesine karşın işlemlerin yapıldığı bölüme gidip durumu görmek istedim. O sırada oradan çıkan birisi, ‘randevun yoksa hiç boş yere durma, işini yaptıramazsın’ dedi ve gitti. Bölüme girince içerde iki iş sahibinin olduğunu, ortalıkta hiç bir görevli bulunmadığını ve içerden bir yerden sohbete benzer konuşma sesleri geldiğini gördüm ve duydum. Gerçekten de, duvarda en az iki yerde, kelimeleri tam olarak hatırlamıyor olabilirim, ‘randevusuz hiç bir işlem yapılmaz’ diye yazılı olan bir kağıt vardı. Altında da İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün web sitesinin adresi.

O anda emniyet teşkilatına, özellikle yöneticilerine karşı içimde kabaran duyguları saklamak istediğim için midir, yoksa etrafta muhatap alınacak tek bir görevli bulunmamasından mıdır, bilmem, sessiz bir şekilde oradan ayrıldım.

Ancak, ayrılmadan önce duvardaki diğer yazıları da okumayı ihmal etmedim. Biliyorum, bu pek Türk milletine yakışan bir davranış değil, ama ben geçenlerde meşhur bir profesörümüzün belirttiği gibi yüz binde bir rastlanan insanlardan olduğum için, gördüğüm her yazıyı okurum. Orada gördüm ki, eğer aracınızın tescil belgesini, yani üstünde aracınıza ve size ait bütün kimlik bilgilerinin önlü arkalı yazılı olduğu kartonu alırsanız 46 lira, trafik belgesini, yani bir yüzünde aracınıza ait bazı bilgilerin yazılı olduğu, diğer yüzüne ise muayene bilgilerinin yazıldığı kartonu alırsanız 62 lira olduğunu öğrendim.

Hoppala!

Tamamen aynı büyüklükte, aynı kalitede, aynı miktarda mürekkep kullanılarak basılmış iki karton parçasının biri, diğerinden 16 lira fazlaya satılıyor. Neden?

Nedeni çok basit bence. Amaç gasp. Devlet, her fırsatta yaptığı gibi, eline geçirdiği vatandaşı gasp ediyor. Trafik belgesini en fazla 3 muayene sonra değiştirmek zorundayız. Eskilerinde dört muayene yeri bulunan belge, sonradan üç haneliye dönüştürülmüş. Devletimiz çok uyanık ya, oradan da kırpmış anlaşılan. Neticede devlet, kendi getirdiği kuralı uygulamak için kendi şart koştuğu bir paçavrayı bana zorla, fahiş fiyatla aldırıyor. Dünyanın en yüksek vergileriyle aldığım arabayı dünyanın en yüksek vergileri bindirilmiş yakıtını yakarak kullandığım yetmiyor, bir de her fırsatta üç beş, allah ne verdiyse bin bereket versin diyerek çekip çekip alıyor.

Buna da eyvallah dedim. Geçen sene öbür arabam için değişiklik yaparken, muayene istasyonunda birilerine bir form doldurttuğumu hatırladım. Eve dönünce hemen İstanbul Emniyet Müdürlüğü’nün sitesine girerek hangi belgelerin lazım olduğunu araştırdım. Evet, Ek-1 adında bir belge (ne kadar anlamlı bir ad, değil mi?) gerekiyordu ve bu belge TŞOF tarafından doldurulmalıydı! Hadi buyur! Yahu ben bu yaşıma kadar o kanunları yönetmelikleri kuralları hazırlayanların hepsinden fazla okuyup yazmışımdır, neden basit bir belgeyi ben dolduramıyorum da TŞOF’un okuma yazma kalitesi dahi soru işareti olan bir adamı benim adıma dolduruyor?

Vehbinin kerrakesi ertesi gün anlaşıldı. Sırası geldiği zaman anlatırım.

Hemen TŞOF’un sitesine geçtim. Bağlı birlikler odalar bilmemnelerin adresi telefonu filan var, fakat TŞOF sadece Ankara’da mukim. Şubesi yok. Olsa orada yazmazlar mıydı? Mutlaka yazarlardı.

Ona da yarabbi şükür diyerek Şoförler Odası diye bir yerin adresini ve telefonunu aldım. Saat geç olmuştu, ertesi sabah hemen orayı aradım. Konuştuğum kişi, Gayrettepe veya Beşiktaş İlçe Emniyet Müdürlüklerinden bu formu alabileceğimi söyledi. Koştura koştura Gayrettepe’ye gittim. Saat 09.00 sularında Sarıyer’den Gayrettepe’ye ne kadar sürede gidildiğini biliyor musunuz siz? Çevrede her yolun kenarında park yasağı bulunduğu ve yakın çevrede hiç bir otopark görünmediği için (ne kadar kolay değil mi, yasakla gitsin!) arabamı çekilme olasılığının az olduğunu düşündüğüm bir yere bıraktım, koşar adım emniyete gittim.

Aman tanrım! Gayrettepe Emniyet Müdürlüğü ortadan kaybolmuş! Eskiden onun olduğu yerde bir inşaat var. Galiba belediye ile birileri arasında gelir paylaşımı (avantanın yeni adı bu herhalde) esasına göre bir inşaat yapılıyormuş. Köşede taburelerin üstüne oturmuş sohbet eden birkaç arkadaş vardı, emniyetin nereye taşındığını sordum onlara. İçlerinden saçları kırlaşmış biri, ne yapacağımı sorunca, derdimi anlattım. Bana emniyetin o inşaatın arka tarafında olduğunu, o belgelerden iki nüsha doldurulması gerektiğini, iki tanesini bir liraya alabileceğimi ama kuyrukta bekleyip yarım saatte ancak doldurtabileceğimi, kendisinin ise şipşak halledebileceğini söyledi. Lafın arasında, bu belgelerin mutlaka DAKTİLO ile doldurulması gerektiğini öğrendim.

DAKTİLO!

Be Emniyet Müdürlüğü! Be İç İşleri Bakanlığı! Be Türkiye Cumhuriyeti Devleti! Oraya internet sitesi kurup ille de benden e-randevu (veya telefonla randevu) alacaksın diye zart zurt edip aklınca hava atmak marifet değil. Marifet, o formu doldurulabilir ve sonra da bastırılabilir şekilde internete koymak. Marifet, kendi aldığın harçlar haraçlar yetmiyormuş gibi bir de TŞOF’a avanta kıyağı yapmak değil, istediğin üçbuçuk bilgiyi adam gibi sormak! Anladınız mı şimdi, o formu neden ben dolduramıyorum? Tezgah kusursuz çalışıyor…

Kafamda şimşekler çaktı elbette (biz bu sakalı değirmende ağartmadık!). Konuştuğum kişi, konuya hakim görünüyordu, tekrar sorarak formun kendisinde mevcut olduğunu, derhal doldurabileceğini öğrendim ve talepte bulundum. Gerçi 5 dakikada değil, fakat galiba altı dakikada iki nüsha formu daktilo ile doldurdu, 10 lira paramı aldı (eğer bu işi emniyet/TŞOF kanalı ile yaptırsaydım 11 lira ödeyecektim).

Bu işi hallettikten sonra eve dönüp Sarıyer İlçe Emniyet Müdürlüğünden e-randevu almayı, ondan sonra da gidip yeni Trafik belgemi almayı, ondan sonra muayene için TÜVTURK’u aramayı planlıyordum. İyi ki formu dolduran arkadaşla sohbet babında konuyu konuştuk. Doldurduğu o form üzerine muayeneyi yaptırabileceğimi, sonra da form değişikliği için emniyete gidebileceğimi söyledi. Gerçekten de, eve dönüp internet üzerinde biraz araştırma yaptıktan sonra, elimdeki o kağıt ile muayene yaptırabileceğimi öğrendim. O kartonda boş bir muayene hanesi olması şart diye yazan (ilk paragrafa bakınız) TÜVTURK sitesinin başka bir yerinde de Ek-1 formu ile muayene yapılabileceği yazıyordu.

Şimdi randevu gününü bekliyorum. Bakalım söylenip yazılmayan ve benim de doğal olarak yerine getiremediğim başka ne koşullar varmış muayene yaptırmak için.

Devlet, kendi yarattığı formaliteleri karga tulumba elektronik ortama geçirmeden önce o uygulamaların gereğini yerine getirebilecek personeli yetiştirip yetkili koltuklara yerleştirmediği sürece biz daha çok ter dökeriz. Hani bu tür konuşmalarda hep ‘önce kafaların değişmesi lazım abi’ derler ya, son derece doğru. Önce devletin kafasının değişmesi lazım. Kafa değişikliği de yetmez. Kol, bacak, ciğer, dalak, ne varsa değişmeli. Bir bilgisayar alıp, içine yalan yanlış bir program yükleyip, aletin bir tarafından çıkan bir tel parçasını başka bir tel parçasına bağlayınca e-devlet olunmuyor. Tıpkı bundan önce salt kanun tüzük yönetmelik çıkartmakla devlet olunamadığı gibi…

Not olarak ekleyeyim, TÜVTURK adını hiddet, şiddet ve nefretle kınıyorum. Bu adı taşıyan bir şirketin Türkiye’de kurulması ve ona böyle bol kremalı bir pastanın göstere göstere peşkeş çekilmesi, bence Türkiye Cumhuriyeti’ne ihanet ile eşdeğerdir!