Ana sayfa Analiz Bu mu yatırım?

Bu mu yatırım?

414
0

Hani biz uydurulup kaydırılmaya zaten dünden hazırız, fakat nedense birileri sürekli olarak bizi daha da derin bir uykuya yatırmak için sürekli olarak narkoz veriyor: ‘Bak, gördün mü, Türkiye’nin istikrarı sürdükçe yabancı yatırımlar nasıl da geliyor!’Bakıyorsunuz, firmanın biri uygar bir Avrupa ülkesinde bir dükkan açmak için yapacağı yatırımın dörtte biri ile kocaman bir galeri açıvermiş, Türkiye’nin belli başlı (=yolunacak kazların yoğun şekilde bulunduğu) diğer şehirlere de açılmak için hazırlıklarını sürdürüyor.

Ne üretiyor bu firma? Türkiye’nin hangi ham maddesini hangi Türk işçisinin gücü ile işleyerek ihraç ediyor ve döviz getiriyor? Bu yatırım, Türkiye’ye ne kazandırıyor?

Keşke cevap ‘sıfır’ olsaydı.

Vatan Millet Sakarya dendiği zaman tozu dumana katan, mangaldaki külü bir yana, mangalı öbür yana savuran ‘eğitimli, zeki, akıllı, yetişmiş Türk gençleri’ni fazla üzmeden cevabı ben vereyim: ‘nakıs’! (Türkçe özürlü Türk gençleri bu kelimenin okunuşunu da, anlamını da bilmezler, o nedenle kendimi Türk Dil Kurumu Sesli Türkçe Sözlüğü’ne bir bağlantı sağlamak zorunda hissettim.)

Ne demek nakıs?

Çok basit! Bir koyup üç alıyor, beş alıyor, on beş alıyor demek.

En sıkısı üç beş yıllık bilgisayar kullanan Avrupalılar bizim ‘en bi son’ model bilgisayar sevdamıza, daha piyasaya sürülmeden ön ödeme yolu ile ‘teknoloji’ siparişi vermemize, ‘en iyisi bende olsun’ tutkumuza dehşet (ve hayret, ve kahkaha,…) içinde bakadursun, biz bu mağazalara girebilmek için kapının önünde kesimlik hayvanlar gibi kuyruğa girmeye razı oluyor, hele hele açılış gününde birbirimizi ezip yaralamakta, işimize yarasın yaramasın elimize geçen herhangi bir aleti satın almakta bir gariplik görmüyoruz.

Başbakan da çok abartmış canım! Ne demek ‘kriz bize teğet geçecek’? Kriz, bizim yüz bin milyon ışık yılı ötemizden geçiyor. Bizde kriz mriz yok! Biz, taşıdığımız teknoloji aşkının coşkusu ile kendimizden geçer, önümüze gelen her şeyi satın alırız. Hatta kredi kartımızın limiti yetmezse nakit para ile, o da biterse onu bunu satarak satın alırız.

Aldığınız her şeyin altını çevirin de bakın arkadaşlar. Hepsi işçiliğin ucuz olduğu ülkelerde yapılmıştır. Hiçbiri, size o ürünü satmak için büyük bir ‘yatırım’ yaparak o mağazayı kuran para babalarının ülkesinde yapılmamıştır. Yani bu para babaları, sağdan soldan topladığı malları getiriyor, size bir güzel satıyor, arada üç-beş kuruşu personel gideri, kira, elektrik filan diye Türkiye’ye verdikten sonra geri kalan tatlı kârı götürüveriyor. Sayenizde. Her gördüğünüze inandığınız için. Akıl ile dalavereciliği, gurur ile boşa horozlanmayı birbirine karıştırdığınız için.

Hiç dikkatinizi çekmiyor mu? Tek tük gerçek (reel sektör diye boşuna denmemiş) yabancı yatırım arasında bulunan (mesela) otomobil fabrikaları bu krizde ilk havlu atanlar arasında yer alırken, sahibi dışında hiç kimse için bir yatırım niteliği taşımayan bu al-sat firmaları neden kabak çiçeği gibi açılmaya devam ediyor? Neden teknolojisi kendilerinde (o da her zaman değil), üretimi Çin’de olan malı alıp, üzerine tatlı bir kâr koyup size satarken, birileri de size bunu ‘yabancı yatırım’ diye ballandırarak yutturuyor.

Gençlerimiz üniversite kantinlerinde boykot yapacağına, bahçelerde birbirlerini bıçaklayacağına, askere gideni askerden döneni hapse gireni hapisten çıkanı Türkiye’nin kendileriyle gurur duyduğuna inandırmaya çalışacağına bu soruların cevabını aramaya başladığı zaman, biz de ülke olarak uygarlık yoluna girme ümidinin ilk ışıklarını görmeye başlayacağız, kim ne derse desin.