Ana sayfa BT Gündem İnternet Yasakları, Hukuk ve Egemenlik Savaşları

İnternet Yasakları, Hukuk ve Egemenlik Savaşları

166
0

Mustafa Akgü[email protected]
Youtube yasağı 4 ayını doldurdu. 3,5 milyon kişinin günlüğünü tutan wordpress.com, milyonlarca webin olduğu geocities, kurumlar arası ticaret ve ithalat-ihracat merkezi olan alibaba.com bir süre kapalı kaldı. Toplumumuz, İnternet yasaklarını kanıksamaya başladı. Türkiye’de kamu’da ve pek çok kesiminde “Temiz İnternet” isteği ve bunun devlet tarafından yapılması eğilimi var! Bu amaçla 5651 nolu yasa çıkartıldı ve bu yasayla yeni bir kolluk oluşturuldu ve 92 kişilik kadro verildi. Bu yasa, bu yeni kolluğa, bazı katalog suçlar için İnternette, kendi başına yasaklama yetkisi verdi. Bürokrasi ve mahkemelerce verilen yasaklama kararları kolayca toplu cezalandırma halini almaktadır.

5651’in getirdiği ve kamuoyunun pek ilgisini çekmeyen konu ise bireysel özgürlük, sansür, interneti yönetme ve egemenlik savaşıdır. Bir yandan, en temel anayasal hak olan iletişim özgürlüğüne darbe vurarken, öte yandan dünya İnterneti için geçerli kurallar getirmeye çalışılıyor. AB’ye girmeye çalışan Türkiye müstehcenlik gibi vatandaşa bırakılması gereken bir konuyu, bürokratik kadrolar eliyle çözmeye çalışıyor. Hiçbir AB ülkesinde olmayan bu yaklaşımı, 5651’in getirdiği sansürcü anlayışı siyasetçiler, Sivil Toplum Kuruluşları ve toplum önderleri büyük ölçüde görmezden gelmektedir.

İnterneti, basın, medya olarak algılamanın sonucu olarak, refleksel tepkilerle İnternette yasaklama uygulanmaktadır. Bununla birlikte, yasaklamalar, kolayca aşılabileceği gibi, sadece Türkiye’de yaşananlar için geçerli olmaktadır. Ayrıca, yasaklamanın uygulama biçimi, kolayca ilgisiz kişileri de etkilemekte ve yasaklama kararının amaçladığının ötesinde; insanların iletişim, öğrenme, iş yapma haklarına da zarar vermektedir.

Görülen odur ki, Türkiye, zararlı bulduğu içeriği engellemek amacıyla, dünya İnternetine kendi başına kurullar koyma çabasındadır. Bir yandan Türkiye’de kurumsal varlığı olmayan şirketlere “burada bir temsilci bulundur, benim otoritemi tanı ve Telekomünikasyon Kurumu’ndan -TK Faaliyet Belgesi- al denmekte; öte yandan, Türkiye olarak her hangi bir mahkememizin tedbir kararı olarak verdiği bir yasaklamanın, tüm dünya için geçerli olması istenmektedir. Bir başka deyişle, ülkemiz bu yasaklarla, sanki bir egemenlik savaşı vermektedir. Yasaklamaların savunma alınmadan, karar kesinleşmeden ve uluslararası hukuka uygun tebligat yapılmadan uygulanması istenmektedir. Bunu yaparken dünya uluslarının çoğunun imzaladığı Siber Suç Sözleşmesi’ni imzalamıyoruz. Türkiye, uluslararası İnternet camiasında da aktif bir konumda değildir. Türkiye bunları büyük ölçüde 5651 nolu yasa yoluyla yapmaya çalışmaktadır. Ama yasaklamalar 5651 yasa ile sınırlı değildir; daha çok Medeni Kanun ve FSEK yoluyla, mahkemelerimiz, bir paragraf nedeniyle, hiçbir iletişime geçmeden, savunma almadan, milyonlarca sayfası olan bir webi, milyonlarca webi olan bir sunucuyu yasaklayabilmektedir.

Tüm bu yaklaşımlar, sonuçta Türkiye’ye zarar vermekte ve Türkiye’nin İnterneti ve temsil ettiği değişimi anlamadığını, çok sesliliğe ve bireye inanmadığını ortaya koymaktadır. Türkiye, İnternetin, “bilgi toplumu”nu temsil ettiğini henüz algılayamamıştır. Bu değerlendirme, sadece siyasal partiler ve bürokrasiyi değil, büyük ölçüde toplum önderlerini ve sivil toplum kuruluşlarını da kapsamaktadır. Bu yasaklamaların, ülkenin imajı, tanıtımı için ciddi bir darbe vurduğuna kuşku yoktur. Turizmi ve ihracatı olumsuz yönde etkilediği de bir gerçektir. Ülkenin gençlerine, girişimci insanlarına, aydınlarına, meraklı yurttaşlarına engel olduğu, umut kırıcı mesaj verdiği ortadadır. Ülkemizin, refleksel tepkilerin ötesine geçerek, diyalog ve yönetişimle çözüm araması gerekmektedir. Bu yasakların en kötü tarafı, kanımca, kamuoyunun dikkatini, İnternetin marjinal problemlerine odaklayıp; asıl olumlu yanlarına, İnternetin ülkemizi dünya ile nasıl bütünleştirebileceği, rekabet gücümüzü nasıl artırabileceği, demokrasimizi güclendireceği, saydamlığı ve katılımcılığı artıracağı, yolsuzlukları önlemek için kullanılabileceği konularına odaklamasını engellemesidir.

İnterneti Nasıl Algılamalıyız ?

İnternet bir bilgisayar ağının ötesinde, insanları ve insanlığın düşünce ve kültür ürünlerini kapsayan bir ağdır. İnternet üzerinde 1.4 milyar insan mevcuttur. 570 milyon bilgisayar İnternet alan adı sistemi DNS’e kayıtlı durumdadır. Yeni tarama motoru cuil.com 120 milyar sayfayı indekslediğini söylemiştir, yani en az o kadar da sayfa bulunmaktadır. netcraft.com 175 milyon web saymıştır. 160 milyon civarında alan adı mevcuttur. 60 milyon civarında kişisel web/günlük olduğunu düşünmekteyiz. Tüm İnternette 100 milyon civarında video olduğu düşünülmektedir.

İnternet, insanların buluştuğu, iş yaptığı, eğlendiği, öğrendiği, öğrettiği, çeşitli elektronik nesneleri değiştiği, paylaştığı, okuduğu, yazdığı bir ortamdır. İnternet, kütüphanelerin, gazete ve dergilerin, TV’lerin, müzelerin, laboratuvarların, sergilerin, konser salonlarının olduğu, insanlığın kültür mirasının paylaşıldığı bir ortamdır. İnsanlar arası iletişim, iş birliği ve dayanışmanın olduğu bir ortamdır. Yaşamın tüm boyutlarına, tüm mesleklere, tüm yaş gruplarına hitabeden, yaşamın yansını bulan, insanlığı etkileyen önemli bir gelişmedir.

Bilişim, bilgi teknolojileri ve İnternet, insanlığı yeni bir toplum biçimine taşıyan, tetikleyen ve temsil eden içiçe geçmiş araçlar bütünüdür. İnsanlık, sanayi ötesi bir toplum biçimine, adına “bilgi toplumu” demeye çalıştığımız yeni bir toplum biçimine geçişin sancılarını yaşamaktadır. Buradaki “bilgi”, bilim, teknoloji, bilimsel bilgi, ar-ge, inovasyon, patent, örtük bilgi ve benzerleridir. Bu anlamda bilgi, temel zenginlik kaynağı, verimlilik, rekabet kaynağı ve istihdam aracıdır.

Beyinsel emek yaratılan katma değer açısından, kol emeğinin önüne geçmiştir. Yer altı zenginliklerinden, bankalardaki paralardan çok entelektüel sermaye öne çıkmıştır. Bunun sonucunda ülkelerin zenginlik kaynağı, yetişmiş insanların beyinlerindeki bilgidir denebilmektedir..

Birey üretici ve tüketici olarak öne çıkmıştır. Zaman ve mekanın etkisi azalmış, dünyanın her hangi bir yerinden entelektüel ürünleri sunma ve pazarlama olanağı oluşmuştur. Her dünya yurttaşına, kendi matbaasını, gazetesini, radyosunu, kolay, ucuz ve hızlı bir şekilde TV’sini kurması ve çalıştırması mümkün kılınmıştır. Dünya üzerine yayılan özel ilgi gruplarının oluşması ve bunların topluluk oluşturması mümkün olmuştur.

İnternetle öne çıkan bir diğer kavram katılımcılık, saydamlık ve yönetişimdir. Bilgi ve enformasyonun üretim ve dolaşımındaki bu gelişmeler, örgütsel yapıları değiştirmekte, hiyerarşik yapılar, yerini daha az katmanlı yatay yapılara bırakmaya başlamaktadır. Daha fazla insan bir olaya, bir örgüte katılabilmekte, işleyişinde söz sahibi olabilmekte, daha fazla bilgi talep edebilmektedir. İnternet, katılımcı, saydam bir yapının olanaklarını sunmaktadır. Bunu yönetişim ilkeleri ile yapan örgütler de yararlarını görmektedir. Ülkemizde, sınırlı da olsa, bunu başarı ile uygulayan büyük şirketlerimiz vardır.

İnternet Hukukunun Bazı Boyutları

İnternet teknolojileri çok hızlı değişmektedir. Bu değişimi öngörmek pek mümkün değildir. Ortaya çıkan çeşitli sorunlara kesin çözüm bulmak mümkün olmamaktadır. Gelişen teknoloji bulunan çözümü kolayca geçersiz bırakabilmektedir. Bu nedenle aceleci çözümler yerine, esnek, diyaloğa dayalı çözümler peşinde koşmak, bulunacak çözümün minimal, mümkün olduğunca teknolojik, bağımsız olması tercih edilmektedir. Değişen teknolojilerde ille de bir düzenleme yapmak her zaman en iyi çözüm değildir. Bazen az düzenleme, en iyi düzenleme demektir. Bir başka deyişle, çözümü, yasal düzenlemeler yerine, sektör ve sivil toplum kuruluşlarının desteği ile yurttaşların etik ilke ve davranışlarında aramak anlamlı olabilir.

İnternetin Sorunları

İnternetin çok uluslu yapısı, uluslararası iş birliği mekanizmalarının kurulamamış oluşu ve teknolojinin sürekli gelişiyor oluşu, çözümünün kısa vadede mümkün olmadığı çeşitli sorunlar ortaya çıkartmıştır. Yurttaşların kimseden izin almadan, fazla bir uzmanlık gerektirmeden, hızlı ve makul fiyatlarla İnternete bağlanabilmesi, bir web işletilmesi, İnternet üzerinden iş yapabilmesi, kendi iletişim ağını kurup çalıştırabilmesi, olumlu boyutlarının yanında, kaçınılmaz olarak pek çok ülkede sorun yaratmaktadır. Dünyanın 192 ülkesinden birinden, küçük bir ada ülkesinden, bazen de bir gemiden yayın yapmanın mümkün oluşu, sıradan yurttaşlara, muhalif gruplara, azınlıklara, aykırı seslere, marjinal gruplara, kriminallere İnternet üzerinde varolma fırsatı sunmaktadır. İnternette yaşamın her boyutunun yansıması olduğu gibi, yaşamdaki tüm olumsuzlukların da İnternette yansımaları vardır. İnternet, bir kütüphane, bir okul, bir iş merkezi vs olduğu gibi, aynı zamanda İnternet sokaktır. Sokakta bulduğunuz tüm unsurlar, İnternette de vardır. Bu sokak tüm dünyadır; bunun kuralları, polisi, mahkemesi henüz oturmamıştır. Bunun bir nedeni teknolojinin sürekli gelişiyor olması, bir nedeni ise uluslararası görüş farklılıkları, ortak bir zeminde anlaşmanın zorluğu ve böyle bir mekanizmanın olmayışıdır.

Uluslararası ticaretin, İnternet üzerinden kolayca yapılması, alan adı, web mekanı kiralama gibi hizmetlerin kredi kartıyla yapılabiliyor olması, pek çok ülkede kimliği saklayarak web işletmeyi mümkün kılmaktadır. Ayrıca, kimliği (isim ve IP numarası) saklamaya yönelik “anonymizer” gibi hizmetler de ticari ve ücretsiz olarak yapılmaktadır.

5651’e Giden Yol

Ulaştırma Bakanlığı uzmanları, Adalet Bakanlığı taslağından da yararlanarak, bugün 5651 diye bildiğimiz taslağı hazırlayıp, yasalaştırdılar. 5651 nolu yasa, bilişim sivil toplum kuruluşlarının çığlıkları arasında çıktı. İnternetin öne çıkardığı yönetişim, saydamlık, katılımcılık ilkeleri tamamen gözardı edildi. Kamuoyuna kapalı bazı çalışmalar yapıldı. Taslakları Bakan’ın demeçlerinden öğreniyorduk. Sivil toplum kuruluşları, bildirge ve kampanyalarla taslağa ve yasaya muhalefetini sürdürdüler ve sürdürmeye devam etmektedirler. Kampanya.org.tr de “İnternetine Sahip Çık” , “Sansüre Hayır “ ve “ Bir Dilekçe de Sen gönder” kampanyaları 5651 Yasası için yapıldı. Bunlar, İnternet yasakları için İnternet kamuoyu ile toplum önderleri ve yöneticilere yönelik dikkati çekmeye ve göreve çağırmayı hedefleyen çabaları arasındaydı. Bilişim STK Platformu olarak, “İnternet Suçlu Değildir!”, “İnternete Sansür Değil Sürat Gerek!” ve “İnternet Yasakları Türkiye’ye Zarar Veriyor!” bildirgeleri de 5651 ve uygulamalarına karşı yayımlandı.

5651 Neyi Amaçlıyor

Bunun için oluşturulan kolluk kuvveti tüm İnterneti izleyecek, zararlı unsurları etkisiz hale getirecektir. Arada gözden kaçan kriminal unsurlar olursa, gerekli izleme/kayıt tutma sonucunda o da kolayca yakalanıp, adalete teslim edilecektir. İdarenin istemediği kuş uçmayacaktır.

Bakanlığın gerekçesinden: “Ülkemizde İnternet ortamı dahil elektronik ortamda yapılan yayınları teknik açıdan ve bilimsel olarak takip eden, sorunu tespit eden, çözümü için öneriler getiren; İnternet servis sağlayıcıları da dahil elektronik haberleşme ve İnternet sektörünü koordine edecek kurumsal bir yapılanmanın kurulması zorunlu hale gelmiş bulunmaktadır. “

5651 Ne Getiriyor ?

Yasa esas olarak, yasa kapsamında zararlı içeriği erişimi engellemeyi mümkün kılmaktadır. Ayrıca içeriğin yayından kaldırılması ve cevap hakkını düzenlemektedir. İçeriği engelleme açısından Yasa, “yurt içi”, “yurt dışı” ayırımını getirmektedir. Yasa’da neyin yurt içi, neyin yurt dışı olduğunun tanımı yer almamaktadır. Yönetmelik, tüm yer ve erişim sağlayıcılardan faaliyet belgesi istemektedir. Pratikte, şayet yer sağlayıcı faaliyet belgesi aldıysa, o webler “yurt içi” sayılmaktadır.

Pratikte, faaliyet belgesi olmayan yer sağlayıcıda barınan webler “yurt dışı” kabul edilmektedir. Yurt dışındaki webler için, İletişim Başkanlı’ğına (TİB) resen yasaklama yetkisi verilmektedir. TİB, hiçbir temas kurmadan, savunma almadan, ilan etmeden yasaklama kararı alma ve uygulama yetkisine sahiptir. Çoğunlukla da böyle yapılmaktadır izlenimindeyiz. Böyle bir webe ulaşmak isterseniz, hiçbir yere ulaşamazsınız; “timeout” alırsınız. Bürokratik kadroya, katalog suçlarla sınırlı olsa da, yasaklama yetkisi verilmesi hukuk devletiyle bağdaşmaz. Bu kanımızca Anayasa’ya aykırıdır. STK’lar, ilgili yönetmeliklerin iptali ve 5651’ın Anayasa Mahkemesi’ne gitmesi için Danıştay’a dava açmıştır. [5, 6]. Bunun yargısız infaz olduğu da bir olgudur. Gerçi, bilgi edinme yasası ve usul kanunları ile idareye dava açmak mümkündür. Ama, bunun yerleşik demokratik hukuk devleti pratiği olmadığı da açıktır.

Yönetmelikler, “yurt içindeki webler” için, TK’ya mahkeme kararının uygulanmasını geçiktirme yetkisi vermektedir. 24 saat olan bu geçiktirme süresinde, TK’nın içerik/yer sağlayıcı ile temasa geçip, yasaklı içeriği kaldırma ve böylece erişimi engelleme kararını kaldırma olanağı oluşmaktadır. Yasa gereği, tekrar erişime açma kararını, erişime engelleme kararını veren savcılık veya mahkeme vermektedir.

Yasaklar Nasıl Uygulanıyor ?

Yasağa neden olan, ya bir mesaj, bir yazı, bir resim, bir video gibi genelde bir ya da birkaç nesne olmaktadır. İlgili webte sadece zararlı bulunan nesneleri yasaklamak yerine, o nesneyi içeren bağımsız birim yasaklanmaktadır. Bu birim, teknik olarak en kolay yolla seçilmektedir ve çok büyük haksızlıklara sebep olabilmektedir. Buna, bir kitap yüzünden koca bir kütüphaneyi yasaklamak olarak bakabiliriz. Benzeri bir benzetme olarak, iş merkezleri kompleksindeki bir iş merkezinde yer alan bir dükkanda, istenmeyen bir mal nedeniyle, tüm iş merkezleri kompleksini yasaklamayı düşünebiliriz. Bir başka benzetme de, bir daireye yasaklama getirmek isterken, içinde pek çok apartmanlar olan siteye, veya bir çok sitesi olan mahalleye yasaklama getirmek şeklinde olabilir. Burada, ilgili nesneyi yasaklama kararının doğruluğunu kabul etsek bile, suçsuz birimlerin cezalandırılması söz konusudur ki, bu da hakkaniyete aykırıdır.

“Alan adı yasaklama yöntemi”nde, Türkiye’deki servis sağlayıcılarında yasaklanmak istenilen webin alan adının tümü için yeni bir kayıt girilmektedir. Bunun sonucunda o alan adına ait tüm webler “Bu siteye erişim yasaklanmıştır” sayfasına yönlendirilmektedir. Bunu wordpress.com örneği ile açıklayalım. Diyelim ki, ilgili mahkeme www.wordpress.com’da yasalarca tanımlanan zararlı içerik buldu ve yasaklama kararı hukuku uygun. WordPress.com alan adını bir iş merkezine benzetirsek, “www” oradaki dükkanlardan sadece biri. “Alan adı yasaklama yöntemi” ile aynı iş merkezindeki milyonlarca dükkanı yasaklıyoruz. Şu anda wordpress.com altında 3,5 milyon kişinin blogu var. “Alan adı yasaklama yöntemi” kolay uygulanmakta ama haksızlığa sebep olmaktadır. Bir dükkanı yasaklamak için 3,5 milyon dükkanı yasaklamak hukuki midir? Ayrıca, alan adı sistemine yapılan bu müdahale, o alan adlarını içeren e-posta adreslerinin Türkiye bağlantısını koparmaktadır. İnternette web ve e-posta dışında çalışan başka hizmetler olabilir. Alan adı üzerinden yasaklama, o alan adını içeren tüm birey ve kurumların Türkiye ile İnternet üzeriden yapılan tüm işlemlerini yasaklamak demektir. Bu, amacı aşan, adaletsiz ve haksız bir işlemdir.

İkinci yasaklama yöntemi ise “IP numarasını yasaklamak”tır; yani o alan adının IP numarasına giden talepleri çöpe atmak ve “Bu siteye erişim yasaklanmıştır” sayfasına yönlendirmektir. Bir IP’de koca bir iş merkezi olduğu zaman, yasaklanmak istenen dükkanın IP’si, o iş merkezindeki aynı IP’yi kullanan bütün dükkanların yasaklanması ile sonuçlanmaktadır. Yine yaşın yanında binlerce kuru da yanmaktadır.

Nesne Temelli Yasaklama

Üçüncü bir yasaklama yöntemi, sadece ilgili nesneyi engellemektir. Bunun için giden talep paketlerini inceleyip, yasaklı nesneyi isteyen paketleri çöpe atmak yeterlidir. Bu teknik olarak mümkündür. Zahmetli ve masraflı olabilir. Bunun maliyetini kamu adına TK üstlenebilir. Bunun için ciddi bir çabaya girilmemiştir. Nesne temelli yasaklama uygulansa, birkaç video için youtube gibi milyonlarca nesneye erişimi engellemek gerekmezdi. Böylece kamuoyu birkaç nesnenin yasaklandığını hissetmeyecektir bile. Asıl önemlisi hizmet devam edecek ve ülkemizin imajı da zarar görmeyecektir. İşin doğrusu, zararlı içeriği yasaklamak yerine, kaldıracak yapılar üzerinde kafa yormak ve yasaklamayı kullanıcıya bırakmaktır.

Youtube Neyi Temsil Ediyor ?

Youtube.com, facebook.com, wordpress.com ve geocities com, web 2.0 dediğimiz İnternetteki son birkaç yılın öne çıkan değişimini temsil etmektedir. Bunlar ve benzerlerinin temel özelliği, içeriği tamamen kullanıcılar, çeşitli meslek, yaş, ırk, ulus ve çoğrafyadan insanlar, bilişim ve İnternet uzmanı olmayan insanlar tarafından oluşturulmaktadır. Weblerin ya da ilgili şirketlerin sahipleri altyapıyı sağlamaktadır; genel kurallar koymaya çalışılmaktadır o kadar. Her birinde milyonlarca insan katkı vermektedir. Youtube.com’a her dakikada bir, 10 saatlik video yüklenmektedir. Bu kabaca yılda 2 milyon video demektir. Facebook’ta şu anda 100 milyon kişi yer almaktadır. WordPress’te 3,5 milyon kişi günlük tutmaktadır. Myspace Türkiye’ye 53 bin kişi kayıtlıdır; ama myspace’teki Türkler bundan çok daha fazladır. Görüldüğü gibi bunların her birinde milyonlarca kişi ve on milyonlarca sayfa/nesne vardır. Bu webler basit bir eğlence ortamının ötesine çoktan geçmişler; paylaşım, iş, tanıtım, eğitim ortamı olmuşlardır. Youtube’a ait bazı rakamlar vermek istiyorum. 1250 üniversite kendilerine kanal açmış, kendi videolarını koymuştur.
1400 uluslarası kuruluş, 1400 dernek, 760 vakıf, 300 müze kanal açmıştır. Amerikan Kap Vakfı, İngiliz Kraliyet Bilim Derneği gibi kuruluşlardan bahsediyoruz. 77 sstronomi, 35 matematik, 97 film, 995 sağlık, 188 turizm, 1650 iş kanalı vardır. 400 civarında Türkiyye ilişkin kanal vardır. Harvard’lı 20 bin video vardır. İstanbul’a ilişkin 136 bin, Ankara’ya ilişkin 76 bin, Bodrum’a ilişkin 10 bin, Alanya’ya ilişkin 10 bin, Antalya’ya ilişkin ise 30 bin video vardır. Astronomy için 19 bin, Türkçe matematik için 1040 video, İngilizce için 7 bin video vardır. Atatürk’e ait 42 bin, Türkiye’ye ilişkin 232 bin video bulunmaktadır. “Fenerbahçe” taraması 65 bin, “Galatasaray” taraması 70 bin, “Beşiktaş” taraması 48 bin, “Trabzonspor” taraması ise 6100 video vermektedir. “University of California” taraması 13 kanal ve 21 bin video ile sonuçlanmıştır.

Yasaklamalar Ne Kadar Etkili ?

Yasaklama sözcüğü aslında aldatıcıdır. Biz bir nesneyi yasakladığımızda ya da erişimi engelleme kararı verdiğimizde, en iyi anlamda, Türkiye’deki kullanıcıların o nesnelere erişimini engellemiş olmaktayız. Oysa bizim dışımızdaki dünya için yerinde durmaktadır. Bazen bizim yasaklama kararımız, zararlı bulduğumuz videonun, yapılan reklamları nedeniyle, daha fazla izlenmesiyle sonuçlanmaktadır. Tepkisel olarak yasaklamak, dar amaç açısından bile tam aksi sonuçlar verebilmektedir. Kaldı ki, Türkiye gibi kapalı olmayan bir toplumda, yurt dışındaki webleri yasaklamak konusunda o kadar başarılı olunamaz. Birazcık İnternet kültürü olan biri, şayet bu yasağı aşmak isterse, kolayca bunu yapabilir; İnternet kaynaklarıyla ve çeşitli sosyal ortamlarda bunun nasıl yapılabileceğini öğrenebilir. Bunun yerine, yurttaşlara güvenmek, zararlı bulunan nesne ile başka türlü yollarla mücadele etmek çok daha anlamlıdır.

Yasaklamalar Kimi Cezalandırıyor ?

İnterneti basın gibi algılayıp; kitap, dergi gazete yasakları gibi İnterneti yasaklamaktan vazgeçmek gerekmektedir. Daha doğrusu, yasaklama bakış açısından uzaklaşıp, insana güvenip, fikir boyutunda mücadele etmek gerekmektedir. Bakış açımızı, yasaklamak, cezalandırmak yerine; ifade özgürlüğü, hoş görü, fikri mücadele ve insana saygı ve güven boyutuna döndürmeliyiz.

Yasaklamalar, sadece Türk vatandaşlarını cezalandırmaya yaramaktadır. Atatürk aleyhine bir video nedeniyle, Türk vatandaşlarını cezalandırmak, onların Atatürk’ü savunma hakkını elinden almak ve bütün dünyanın o videoları izlemesine olanak bırakmak, yanlış bir yol olarak gözükmektedir. Ayrıca, bu tür nesneleri kaldırmanın başka yolları vardır. Aşağıda değineceğiz. “Gece Yarısı Ekspresi” filmini bütün dünya görmüştür, ama Türkiye’de yıllarca yasaklanmıştır. Yurt dışına çıkan Türkler, bu filmi izlememiş oldukları için, Türkiye’yi hakkıyla savunamamışlardır.

Yasaklamalar, esas olarak, vatandaşlarımızın kendilerini geliştirme, iş yapma, Türkiye’yi tanıtma çabalarını engelleyerek, Türkiye’ye zarar vermektedir.

Yasaklamalar: Adaletsiz, Hukuku Zorluyor ve Anayasa Suçu İşliyor!

Uygulanan alan adı ve IP temelli yasaklamalar, ilk verilen kararı hukuki kabul etsek bile, yasaklamak istenilen nesnenin yanında binlerce, yer yer milyonlarca nesnenin ve ilgisiz birilerinin ve bunlardan yararlanmak isteyen yurttaşlarımızın cezalandırılmasıyla sonuçlandığı için büyük bir adaletsizliğe neden olmakta ve kanımca hukukiliğini yitirmektedir. Kitapta bir sayfa için, bir kitabı yasaklamanın ötesinde, o kitapçıyı, o kitapçıyı içeren alış veriş merkezini cezalandırmak nasıl hukuki olur ki? Kaldı ki, o kitaptaki o paragrafı silmek veya karşı paragraf eklemek yollarının hiç biri için bir çaba da gösterilmemektedir. Bir dükkandaki bir kitap nedeniyle, aynı iş hanındaki başka iş yerlerinin dükkanını kapatmak, iletişimini engellemek adaletsiz, ve haksız bir uygulamadır. İlgisiz ve masum insanların, iş yerlerinin iletişimi, iş yapması engellenmektedir. Yasaklamalarla, ilgisiz ve masum birilerinin en temel hakları engellenerek Anayasal suç işlemiş olunmaktadır.

Verilen mahkeme kararları tedbir olarak alınmaktadır. Savunma alınmamakta, alınamamaktadır. Savunma almak için ciddi bir çaba da gösterilmemekte, bir tebligat yapılması da söz konusu olmamaktadır.

DNS sisteminde yaptığımız, ilgili webi yasaklamayı hukuki saysak bile, hukuku zorlamaktadır. En başta mahkeme kararı ile web yasaklamak istenmekte ama uygulama ile o alan adının Türkiye ile tüm iletişimi kesilmektedir. Dolaylı olarak e-posta trafiği engellenmektedir. Varsa başka hizmetleri de aksatmaktadır. DNS sistemine müdahale ederek, başkasına ait bilgiler değiştirilmektedir. Buna hakkımız var mıdır? Değiştirirken, amacı aşan bir şekilde, iletişim aksatılıyor, suçsuz birilerine zarar verilebiliyor. İnternet, yazılı olmayan uluslararası bazı de facto anlaşmalarla çalışmaktadır. Bunun önemli bir parçası da DNS sistemidir. DNS sisteminde yapılacak hatalar, önemli zararlar verebilmektedir. Pakistan, yönlendirmede yaptığı bir teknik hata yüzünden, dünya İnternetinde önemli bir yavaşlığa sebep olmuştur.

Getirilen “faaliyet belgesi” uygulaması, uluslararası hukukta ciddi sorunlar ortaya çıkartmaktadır. Türkiye henüz “Siber Suç Sözleşmesi”ni bile imzalamamıştır. Türkiye, tek taraflı olarak, dünyadaki tüm yer sağlayıcılardan Türkiye’de temsilci bulundurmasını istemektedir. Bunu herhangi bir uluslararası platformda savunmadık bile.

Youtube Niye Hala Kapalı ?

Şu anda youtube’un kapalı olmasının altında çok daha derin bir problem yatmaktadır. Daha önceki yasaklamalar daha kısa sürmüştür. İlgili videolar, Türkiye’deki IP’lerden bakıldığında gözükmemektedir. Türkiye, zararlı videoların, Türkiye’den bakıldığında gözükmemesini yeterli görmemekte, tamamen webten kaldırılmasını istemektedir. Türkiye, böylece, verilen bir yasaklama kararının tüm dünya için geçerli olmasını istemektedir. Bu uluslararası hukuka ne kadar uygundur? Bu, Türkiye’nin, dünyanın her yerindeki gazete, dergi, kitapları toplatma, yasaklama hakkı olduğunu iddia etmesine eş değer değil midir? Örneğin; Rusya, Çin, Japonya, Arjantin, Afrika’da yayımlanan, Türkiye aleyhine ırkçı bir yayını toplatmaya kalkıyor muyuz? Dünyanın en büyük kütüphanesi ABD Kongre Kütüphanesi’nde Türkiye aleyhinde, Türkiye’de suç olan pek çok kitap, dergi, film, fotoğraf gibi nesneler yer almaktadır. Kongre Kütüphanesi’ni yasaklamak, Türk vatandaşlarının oraya girmesini suç saymayı düşünüyor muyuz? Türk mahkemelerinin suç bulduğu her nesneyi, İnternetten tamamen kaldırmayı gerçekçi olarak bekleyebilir miyiz ? İnternette, her ülke kendi kanunlarına göre zararlı olan nesneleri kaldırtırsa, geriye ne kalacaktır? Bir ülkede suç olan, bir başka ülkede suç değilse, ne olacaktır?

Türkiye Batıya Örnek Oluyor!

Batı dünyasında, bizdeki 5651 sayılı benzeri bir yasa yok. Ulaştırma Bakanı, yasa çıkarken dünyaya örnek olacağımızı söylüyordu. Gelişmiş batı, İnternetle ilgili düzenlemeleri, bireyi ve özgürlüğü öne alan, asgari düzeyde tutmaya çalışmaktadır. Türkiye, İnternetin çok boyutlu ve devrimsel yapısını fark edemediği için, tepkisel bir refleksle, gelişmiş ülkelerin değil; Çin, İran, Suudi Arabistan gibi yasakçı ülkelerin kervanına katılmayı tercih eder görüntüsü vermektedir.

Tüm dünya, çocuk pornosu, uyuşturucu ticareti gibi konularda çok hassas ve birlikte mücadele etmektedir. Müstehcenlik gibi, sınırı kişiden kişiye değişen konularda, devletin, ancak okullar ve kamuya açık yerlerde (halk kütüphaneleri gibi) filtre uygulaması gündemdedir. Bu konuda kontrolu yurttaşa bırakmak esastır. Devletin yurttaşı bilgilendirmesi, ilgili yazılımların gelişmesini teşvik etmesi, alternatiflerin gelişmesini sağlaması, ücretsiz yazılım sağlaması anlamlı olacaktır. Ama devletin tüm yurttaşlara kendi müstehcenlik anlayışını dayatması, özgürlükçü bir demokraside kabul edilemez. Özgürlükçü demokrasi ile otokratik devletleri ayıran önemli turnusol kağıdı görevini yapmaktadır. Avrupa Konseyi, uzun zamandır, “zararlı içerik” için self-regulasyon, co-regulasyon önermekte, güvenli İnternet projelerine destek vermekte ve yurttaşın bilgisayarında, yurttaş tarafından yapılacak filtrelemeyi önermektedir.

AB ve Dünya Ne Yapıyor ?

Avrupa Konseyi, Bakanlar Konseyi yoluyla İnternet, bilgi toplumu ve medya konusunda pek çok öneri, karar ve bildirge yayımladı[7]. 2001(8) nolu kararında üye ülkeleri öncelikle öz yönetim yapıları kurmaya çağırdı. İnternet servis ve içerik sağlayıcıları ve kullanıcıların kendi aralarında örgütlenmelerini, zararlı ve yasaklı içerikle ilgili etik ve işleyiş kuralları belirlenmesini ve bunların uygulanmasını önermektedir. Bu sivil yapıların daha sonra düzenlemelerde yol gösterici olmasını önermektedir. Uyuşmazlıklar için, mahkeme dışında alternatif çözüm mekanizmaları ve toplumu işin bütün boyutlarında bilgilendirme ve eğitimi öneriliyordu. Zararlı içerik için yurttaş düzeyinde gönüllü filtreleme öneriliyordu.

AB “Çoçuklar İçin Güvenli İnternet” programını [6] başlattı, bu amaçla özel günler yapmakta, broşürler ve webler üretmekte, bültenler yayımlamakta, konferanslar düzenlemektedir. 2003’te kamu yönetimlerinin, İnternet okullar ve kütüphanelerde çocukları korumak için filtre kurabileceklerini ama genel toplum için yapmamalarını önerdi. 2005’te bilgi toplumunda insan hakları bildirgesi ile sansüre karşı uyardı. 2006’da [5] çocukların ırkçılık, şiddet, ayrımcılık, pornografi gibi zararlı içerik ve zararlı davranışlara karşı eğitilmeleri ve bilgi teknolojilerinin güvenli ve etik kullanılmalarının altını çizdi. 2007’de [5] İnternette ifade özgürlüğünün ve bilgiye erişimin teşvik edilmesi, özel sektör ve sivil yapıların, kullanıcıların içeriği filtrelemeleri konusunda ortak standartlar geliştirmesinin teşvik edilmesini istedi. 2008 Martı’nda İnternet filtreleri, ifade özgürlüğü konusunda ilkeler önerdi. Temel bakış açısı, kullanıcıyı bilgilendirmek, güçlendirmek, ve filtreleme konusunda onu yetkilendirmektir. Özel sektör ve sivil yapıların iş birliği önemlidir, ve kullanıcı var olan herhangi bir filtre konusunda bilgilendirilmek zorunda ve filtreleri kullanıp kullanmama, kaldırma konusunda bilgili ve yetkilidir. Filtre mekanizmalarının değişen koşullara göre güncellenmesi ve etkinliğin incelenmesi; tehlikeleri ve sakıncaları, mahremiyetle ilişkisi konusunda kamuoyunun bilgilendirilmesi, eğitilmesi ve sivil yapılarla işbirliği yapılması önerilmektedir. Çocuk ve gençlere daha hassas davranılması, onların eğitilmesi, ana baba ve eğiticilerle iş birliği, filtrelerin dengeli olması, özel sektör ve sivil yapılarla işbirliği önerilmektedir. Kurumlar içinde öneriler getirilmektedir [7]. Ülkemizde, RTÜK’ün önerisi ile okullarda medya dersi ve 5651 ile getirilen ihbar hattı ve güvenli web[8] doğru yönde atılmış küçük adımlardır. Ama 5651, Avrupa Konseyi kararlarının tam tersi yönde bir uygulamadır .

Yasaklar Son Çare

“İnternet Yaşamdır!” sloganının belirttiği gibi, İnternette yaşamda olan her şeyin yansıması söz konusu. Dolayısıyla, pek çok konuda İnternette suç işlenmesi, kişilik haklarının, fikri hakların ihlali gibi konularla karşılaşmaktayız. Batıda, ilgili nesnenin bir süreç sonunda kaldırılması söz konusudur; bizde ise ilgili webin tümünün kapatılması standart hale gelmiştir. İstenmeyen yazı ya da paragrafın kaldırılması, cevap verilmesi, savunma alınması, hatta haber verilmesi bile yapılmadan, o nesneyi içeren, webi veya alan adının yasaklanması, haksız ve hukuksuz bir uygulamadır. Söz konusu yasakların sadece Türkiye için geçerli olabilmesi ve bu yasağın kolayca etkisiz hale getirilmesi, ülke olarak başımızı kuma gömdüğümüzün resmidir. Ülkemizde önemli bir kesim, ısrarla İnterneti bir basın yayın gibi değerlendirmekte, yasaklamayı eldeki tek araç gibi değerlendirmektedir. Yasaklama, çok özel koşullarda istisna olarak ancak son çare olabilir.

Ne Yapılmalı ?

Stratejik boyutta yasakçı refleksi bırakmalıyız. Meseleye fikir özgürlüğü odağından yaklaşmalıyız. İnsana güvenmeliyiz. İnsanı serbest bırakmanın, özgürlükçü bakış açısının faydalarının, zararlarından çok daha fazla olduğunu görmeliyiz. İnternet, web 2.0 ile geniş kitlelerin potansiyelini değerlendirme arayışındadır. İnterneti çok sesli, çok renkli yapımızı geliştirmek, demokrasimizi ve ekonomimizi geliştirmek için kullanmaya odaklanmalıyız. Öte yandan, ülke olarak kendi başımıza tüm İnterneti yönetme sevdasından vazgeçmeliyiz.

Faaliyet belgesi ve mahkeme kararlarının tüm dünyada uygulanma arzusundan vazgeçip, uluslararası yapıların içinde çalışmalıyız.

Tüm İnterneti zapturapt alma arzusundan vazgeçmeliyiz. 5651, çözdüğünden daha fazla problem üretmektedir. Türkiye’nin, İnternetin yapılanması içinde daha özgürlükçü bir bakış açısıyla, katılımcı bir yapı içinde soruna tekrar bakmasında yarar vardır.

Sorunu kamu eliyle, mahkeme kararları ile çözmek çabasına ara verip; özel sektör ve sivil yapıları öne çıkartan çözümlere özen göstermeliyiz. Öncelikle kamu, özel sektör, sivil toplum ve üniversiteler arasında bir diyalog ve iş birliği yapısı kurmalıyız. Böyle bir yapı ile, youtube’taki istemediğimiz videoları kolayca kaldırabiliriz. Sivil yapılar daha esnek ve hızlı davranabilir ve kullanıcılardan gelen talepleri içerik sağlayıcıları daha can kulağı ile dinleyebilirler.

Belirli içtihat oluşana kadar, uzmanlaşan bir kaç mahkeme, İnternetteki yayınlarla ilgili konulara bakabilir. Bu mahkemelerin geniş bir uzman kadrosuyla desteklenmesi faydalı olacaktır. Verilmesi zorunlu gözüken engelleme kararları, sadece o nesneye erişimi engelleyici şekilde, TK tarafından uygulanmalıdır. TK bunu yapacak teknik ve mali olanaklara sahiptir. Tüm İnterneti zapturapt alma arzusundan ve dolayısıyla tüm İnternetin Türkiye’den faaliyet belgesi alması talebimizden vazgeçmeliyiz.

Türkiye’nin, İnternetin marjinal problemlerine odaklanmak yerine, olumlu boyutlara, “İnternet ve Telekom sektörünü nasıl büyütürüz”, “kalkınma ve rekabette İnterneti nasıl kullanabiliriz”, “eğitimi nasıl zenginleştiririz”, “kamu hizmetlerini nasıl daha verimli yaparız”, “saydamlık ve katılımcılığı nasıl artırırız”, “yolsuzlukları nasıl önleriz”, “demokrasimizi İnternetle nasıl geliştiririz” konularına odaklanması gerekmektedir.