Özrü kabahatinden büyük

Eskiden padişahların son derece garip yaklaşımları varmış. Nedenini bana sormayın ama, bir gün padişahın biri, vezirini çağırıp, “Öyle bir şey yap ki, özrün kabahatinden büyük olsun”. Tabii o zamanlar adamlar nahif Bugünkü gibi değil ki ortam. Vezir efendi düşünmüş taşınmış, adamcağız, ne yapsın İşin ucunda kelle de var. Vezir düşünedursun, akşam olmuş, herkes yatmış sarayda. Gecenin ilerleyen saatlerinde padişah kenef yoluna düşmüş. O zamanlar saraylarda oturuyorlarmış ama, ebeveyn banyo tuvaletli yatak odaları henüz icat edilmemiş. Ya da adamlar, yatak odalarının ortasında hacet gidermek istemiyorlarmış. Velhasıl kelam, padişah elinde mum, kenefe doğru ilerlerken, vezir efendi arkadan sinsice yaklaşıp parmağı basmış. “Yandım Allah!” diye saray koridorlarını yankılandıran padişah, bir dönmüş ki vezire o dönüş. Gürlemiş gök gürültüsü gibi: “Bre melun, bre hayasız, bre zındık, ne yaptığının farkında mısın?”
Vezir pişkin pişkin gülmüş: “Özür dilerim padişahım, hanım sultan zannetmiştim!” İşte size özrü kabahatinden büyük olmanın iyi örneklerinden biri. Ancak günümüzde bu durum biraz daha farklı yaşanıyor. Nasıl mı?
Geçtiğimiz hafta bu köşede Türkiye’de faaliyet gösteren, beyin avcıları, insan kaynakları ve halkla ilişkiler şirketleri dümenlerinden söz etmiştim. “Körler, sağırlar birbirlerini ağırlar” misali, “Biz
şirketi ile çalışıyoruz” diye hava yapmak isteyen şirketlerin kanını emen, karşılığında laftan başka bir şey üretmeyen, bünyelerinde Amerika’larda okumuş, tek yaşadıkları ve bildikleri işletme deneyimi, McDonalds ile Kentucky Fried Chicken mutfaklarıyla sınırlı olan elemanların çalıştığı isimleri yaldızlı şirketler yani. Sevgili kardeşim Kemalettin de bu yazımı bunlardan bir tanesi göndermiş. Ertesi gün sabahın en ama saatlerinde aramışlar dostumu. Bir ton laf etmişler de, özetle şöyle demişler: “Biz bu yazıdan üstümüze bir şey alınmadık. Ayrıca siz bir takım işler için ‘over qualified’ pozisyondasınız.” Herhalde hepiniz merak ediyorsunuzdur bu hangi şirket diye. Açın gazeteleri birçok ilanın altında yer alırlar. Burada adlarını zikretmememin nedeni “bana açacakları dava endişesi” değil, reklamları olmasın diyedir, haberiniz olsun. Geçen haftaki yazımla ilgili üstlerine bir şey alınmamaları da normal. Alınmak, duyarlılık gerektirir çünkü
Boşuna mı demiş atalarımız, anlayana sivrisinek saz, anlamayana davul zurna az diye

Gelelim şu ‘over qualified’ meselesine
İşte bu gibi şirketlerle muhatap olurken, Amerikanca’yı iyi kıvırmanız gerekir. Araya bir iki popüler kelime kakaladınız mı, onlarla aynı ligde oynamaya başlamışsınız demektir. Efendim, ben bilmeyenler için tercüme etmeye çalışayım, bu kavram, ‘gereğinden fazla nitelikli’ anlamına geliyor. Sevgili arkadaşım Kemalettin de, bendeniz cennet kuşu da bu şirketin ‘over qualified’ dosya dolabında yer alıyormuşuz yani. Durumu basitçe açıklamaya çalışayım. Düşünün bir futbol takımı için futbolcu arayışı içinde olan bir menajerlik kurumusunuz. Takım 3. ligde oynuyor ve futbolcuya ihtiyacı var. Süper Lig’de başarılı olmuş bir futbolcu size geliyor ve diyor ki, “Ben bu takımda oynamak istiyorum, kardeşim”. Mesela, Beşiktaşlı Sergen, Fenerbahçeli Tuncay, ya da Galatasaraylı Ümit Karan
Siz menajer olarak, “Olmaz diyorsunuz, siz over qualified’sınız.” Yani gereğinden fazla nitelikli
İşte günümüzde buna özrü, kabahatinden büyük olmak diyorlar.
Tabii mesele, yalnızca Türkiye’de böyle değil. Bu ve bunun gibi bir takım şirketlerin cirit attığı Amerika’da da durum hemen hemen aynı. Konuyla ilgili Türkiye’de elde doğru dürüst araştırma sonuçları ve veri olmadığı için, Amerika’daki şirketlerin neler yaptığını yazacağım gelecek haftalarda. Görün ne enteresan olaylar yaşanıyor oralarda da

Tekrar bir arada olmak dileğiyle, hoşça kalın

Daha Fazla Göster

Bir yanıt yazın

Başa dön tuşu