Ana sayfa Analiz Teknolojinin Neresindeyiz? Bölüm I

Teknolojinin Neresindeyiz? Bölüm I

430
0

Bu soru aklıma her geldiğinde içim kararıyor, canım sıkılıyor. Son söylenecek lafı en baştan söyleyip sizin de canınızı sıkmak istemediğim için, gerçekleri artan dozlar halinde, alıştıra alıştıra anlatmayı denemek istiyorum.İnsanı hayvandan ayıran en belirgin niteliğin düşünmek olduğunu söylerler bazıları. Herhalde kastedilen, kumru gibi düşünmek olmasa gerek. Kumrular dahi, herhalde düşüncelerini diğer hayvanlara anlatmak için birtakım sesler çıkartıyor, hareketler yapıyordur. İnsanlar çok daha derin, çok daha insanca düşündükleri için olsa gerek, önce konuşmayı geliştirmiş, ondan sonra da konuştuklarını yazıya dönüştürmüşlerdir.

Gerek konuşma ve gerekse yazı, özellikle soyut kavramların kişiler, toplumlar ve nesiller arasında aktarılmasını sağlayan en önemli araçtır. Somut kavramları her ne kadar şekiller çizerek aktarmak mümkün ise de, yeni bir şeyi onu hiç bilmeyen kişilere aktarmak için yazı, en kısa ve en hızlı yöntem olarak süregelmektedir.

Mrb bn bu akşm snmya gdcem snde glmk ıstrmsın

Yukarıda bir dizgi hatası gibi duran bir cümle var. Onun aslında çok modern, çok uygarca ve çok da ekonomik bir iletişim yöntemi olduğunu, bu satırları okuyanların %90’ı herhalde şıppadanak anlamıştır. Geri kalan %10 (dinozorlar!), eğer ne anlatıldığını öğrenmek isterse, o satırı 8-9 yaşından 18-19 yaşına kadar herhangi bir kişiye göstererek ne anlama geldiğini, hangi iletişim ortamında kullanıldığını v.b. sorabilir.

Ne yazık ki, yazılı Türkçe’yi bu kadar yozlaştırmayanlar da, muhtemelen hayatları boyunca okumaya değer hiç bir şey okumadıkları için, bütün hayatlarını 200-250 parçadan ibaret bir kelime haznesine (Sn. Hakkı Devrim’in iddiasının aksine, ona kelime hazinesi demezler!) sıkıştırmakta, dolayısıyla düşünceleri de ancak o kelimelerin kapsadığı alan ile sınırlı kalmaktadır.

Bu satırları okuyanlar arasında kelime haznesi 200-250 kelime ile sınırlı olanlar varsa, onlar büyük olasılıkla şimdiye kadar çoktan at yarışı veya maç tahmini veren bir gazete bulup hatmetmeye başlamıştır, ama yine de belki aralarında inatçı olanlar çıkabilir diye düşünerek konuyu ‘görsel’ olarak anlatmaya çalışalım.

Bir kalem bir kağıt alın, kenarları 10 cm olan bir kare çizin. Bu kare, ‘normal’ kültür düzeyinde bir insanın kendi düzeyindeki bir insanla kültür, sanat, bilim ve hayat konularında çok derinlere dalmadan yaptığı ortalama bir söyleşide başvurduğu kelime sayısını simgelemektedir. Yani 2000-2500 kelime. Bu kişiye A kişisi diyelim.

Şimdi, bu karenin içine bir kare daha çizin. Kenar uzunluğu 1 cm olsun. Bu kare, büyük şehirlerimizden herhangi birinde, sokakta her gün gördüğümüz bir vatandaşın günlük yaşamda başvurduğu kelime haznesini simgelemektedir: 200-250 kelime. Bu kişiye de B kişisi diyelim.

İçteki kareyi dıştaki kare ile uzun uzun kıyaslayın. Bu kıyaslamadan ne sonuç elde edeceksiniz?

a)A kişisi, B kişisine kıyasla kendisini bu kadar etkin bir şekilde ifade edebilir.
b)Kendisine söylenenleri anlama konusunda A kişisi, B kişisine kıyasla bu kadar fazla şansa sahiptir.
c)A kişisinin düşün dünyası, B kişisininkine kıyasla bu kadar geniştir.
d)A kişisi, dünya ile arasındaki bağları B kişisine oranla bu kadar çok çeşitlendirebilir.
e)Yukarıdakilerin hepsi.

Denilebilir ki, ‘canım bu kadar çok kelime kullanmaya ne gerek var, biz derdimizi anlatabiliyoruz’. Bu bakış açısı, maalesef genel olarak doğru. Bizler, maalesef 200-250 kelime kullanarak anlaşabiliyoruz. Fakat aslında bunun anlamı, bizim anlatma gereksinimi duyduğumuz dertlerin de bu kadar kısıtlı olması. Acıktım, susadım, yoruldum, uykum geldi… Yani hemen hemen bütün derdimiz, bizim hayvani tarafımızla ilgili. Bunları anlattık mı, bunları temin ettik mi, ne derdimiz kalıyor, ne de tasamız.

Yani kısacası biz, bizi insan yapan özelliklerimiz hakkında diğer insanlarla iletişim kurmaya, etkileşim sağlamaya, dolayısıyla insani tarafımızı öne çıkartmaya ve geliştirmeye gerek görmüyoruz. Belki biraz da bu nedenle olsa gerek, bizi dışarıdan seyredenler bazen bizim insani özelliklerimiz hakkında ciddi şüphelere ve hatta kaygılara düşmektedirler. Bunu, pek çok Avrupa ülkesine gitmiş, orada yine pek çok Avrupa ülkesinden gelen, benim gibi ortalama vatandaş olan kişilerle hiç bir politik, dini ve sosyal baskı hissetmeksizin arkadaşlık kurmuş, kelime haznesi de yukarıda anlattığım 10 cm’lik kareye çok yakın bir insan olarak gönül rahatlığı içerisinde söyleyebilirim.

Bu konu üzerinde pek fazla beyin enerjisi harcamamış olan okurların konuyu kafalarında iyice evirip çevirmeleri, bir sonraki yazımda vereceğim örnekleri yerleştirebilecek yerler açmaları amacıyla, burada ara veriyorum. Görüşlerinizi e-posta yolu ile gönderebilirsiniz, öğrenmekten mutlu olurum.