Ana sayfa Analiz Teknolojinin Neresindeyiz III

Teknolojinin Neresindeyiz III

458
0

Bu soru güzel bir soru, fakat göründüğü kadarıyla ben dahil hiç kimse, iyi bir cevap bulamıyor. O yüzden herkes eveliyor, geveliyor, kendini kendine şahit gösteriyor, üste çıkmaya çalışıyor.Teknolojinin neresinde olduğumuzu anlayabilmek için öyle uzun araştırmalar yapmak, tezler üretmek, tezlerimizi kanıtlarla desteklemek filan gerekmiyor bence. Etrafımıza bakmak, bir de ‘öbürlerinin’ nelerle ilgilendiğini soruşturmak, bize nerede olduğumuzu büyük bir doğrulukla gösterecektir hiç şüphesiz.

Haaa! Unuttum. Bu karşılaştırmaları, özümsemeleri, analizleri ve sentezleri yapmak için biraz da kafaya sahip olmak lazım canım…

Eyvah! Korkarım, bu yazıyı okumaya niyetlenenlerin büyük bölümü bu aşamada başka bir yeri tıklayıp benim yazımı İnternet’in derin kuyusuna atmıştır. Kimse yanlış anlamasın. ‘Biraz da kafaya sahip olmak lazım’ derken, ‘öbürleri’nin deyişi ile ‘roket mühendisi’ olmak veya Einstein’in zekâ genlerinin bir kopyasını taşımak gerekmiyor elbette. Dogmalardan arınmış olmak, bakmakla görmek arasındaki farkı ve özellikle görmek için önce bakmak gerektiğini bilmek, gördüğü her şeyi ‘ya ben yanlış görüyorsam’ veya ‘ya ben, gördüğümü yanlış algılıyorsam’ diye düşünmek, hayatta her konuya, ama istisnasız her konuya ‘acaba’ diye yaklaşmak, yani katip olmak için sınava giren Yahudi’nin iki kere iki kaç eder sorusuna cevap vermeden önce kağıdın üzerinde 2 x 2 = 4 diye hesap yaptığı gibi yaklaşmak lazım.

Bitmedi elbette. Daha ne lazım, biliyor musunuz? Bilgi lazım, çünkü insanoğlu algıladığı her şeyi mevcut bilgilerinin ışığı altında yorumlar. Ne kadar az bilgi varsa, yorum o kadar hataya açık olacaktır.

Daha? Disiplin lazım arkadaşlar. Kanuna kurala saygı lazım. Konuyu fazla dallandırmamak için, işin bu kısmını bir sonraki yazımda ele almayı planlıyorum. Eğer ilginizi çekiyorsa…Az sonra!

Bu hafta, işin zekâ ve bilgi kısmı üzerinde dolaşalım biraz. Umarım çoğunluğa zaten bildiği ama kullanmaya kullanmaya körelen bazı bilgileri hatırlatır, azınlığa da bilmediği bazı şeyleri öğretirim.

Lafa azami ve asgari kavramları ile başlayalım. Gerçi üç-beş kelime (inanın daha fazla değil!) yabancı dil bilenler, kendisinden daha cahil olanlara hava atmak için ‘bilimsel’ konuşmalar yapanlar filan buna maksimum minimum diyor, iyice hödük olanlar da yazarken maximum diye yazıyor, ama olsun. Biz babalarımızdan dedelerimizden duyduğumuz şekli üzerinde konuşalım: azami, asgari. Eğer yeterince gençseniz, Türkçe’ye daha uygun olan ‘en çok’ ve en’az deyimlerini de pekâlâ kullanabilirsiniz.

Elinizde 200 mililitre sıvı alabilen bir bardak var.

Bu bardağın alabileceği azami sıvı miktarı kaç mililitredir?

Ne cevap vermek lazım? 200 mililitre, değil mi? Bu soruya ‘yaklaşık’ diye başlayan veya ‘civarında’ diye biten veya mesela ‘180-200’ diyen bir cevap vermeyi düşünür müsünüz?

Halkımızın büyük çoğunluğu düşünür.

Herkes mutlaka anlasın, hiç kimse açıkta kalmasın diye yanlış anlaşılması (hemen hemen) mümkün olmayan bir örnek verdim, ama inanmazsanız deneyin. Şu örnekleri de denemeyi unutmayın, bakalım nasıl cevaplar alacaksınız.

* Aylık azami giyim harcaman kaç liradır?
* Ayda asgari kaç lira elektrik parası ödüyorsun?
* Azami kaç yaşında biriyle evlenmek istersin?
* Otomobilinin azami hızı nedir?
* Konforlu bir ortam için, oturma odasının asgari sıcaklığı ne olmalıdır?

…ve böylece devam edin, nasıl olsa ana fikri anladınız…

Bu ve benzer soruların hepsinin cevabı, tek bir sayı olmalıdır. 15-20 lira, 23-24 yaşında, 180-190 Km/s gibi cevaplara itirazım yok, ama onlar bu soruların cevapları değil ki! Eğer asgari elektrik parası 20 lira ise, 15 liranın o cevapta ne işi var? Eğer azami hız 180 Km ise, 190 Km’yi akıl karıştırmak için mi eklediler acaba?

Dağılımlardan, tekrarlama sıklıklarından, standart sapmalardan, çan eğrilerinden filan bahsetmiyorum arkadaşlar! Azami veya asgari, en çok veya en az diyorum!

Neden böyle cevaplar veriyorlar acaba, bir fikriniz var mı? Siz kendi fikrinizi bana şu anda pratik bir şekilde söyleyemeyeceğinize göre, ben size kendi fikrimi söyleyeyim: Bu arkadaşlar, kendi hayatları ile çok yakından ilgili olan (evleneceği kişinin yaşı, çalışıp kazanmayı beklediği paranın miktarı, yapacağı tasarrufun tutarı gibi) konularda dahi, bir etüd, ön çalışma, kafa yorma, araştırma yapmamışlardır. Belki hepsinden daha önemlisi, tek bir sayı verip değerli fikirlerini beyan ettikleri takdirde bu beyanın kendilerini bağlamasından korkarlar, hepimiz gibi Uyanık Türk Köylüsü oldukları için de, kıvırırlar.

Okuma yazma bilmeyeninden doktora yapmış olanına kadar hemen hemen bütün halkımız için geçerlidir bu gözlemim. Elbette arada bazı istisnalar, bu toprağın ekmeğini yiyip suyunu içmesine rağmen nasıl olduysa halkla bütünleşme sürecini tamamlamış bazı arkadaşlar vardır. Bunlar genellikle teknik eğitim almış, deneyimlerini yabancı yayınlarla pekiştirmiş, hatta bir kısmı da yabancılarla sıkı fıkı çalışan arkadaşlardır, mecburen ayak uydurmuşlardır.

Şimdi bir adım ilerleyelim ve asıl komik olan konuya gelelim: ortalama.

Günde ortalama kaç bardak çay içersiniz?
Ayda ortalama kaç defa otobüse binersiniz?
Aylık ortalama gıda masrafınız kaç liradır?
Geçen yıl ortalama aylık geliriniz ne kadardı?

Şimdi, yukarda kendinize denek olarak seçtiğiniz kişilere bu soruları da sorun bakalım, ne cevap alacaksınız…

Hiç kimse, size tek bir sayı ile cevap vermemiştir şüphesiz. Çünkü bizim geleneksel olarak hesaba yatkın olmayan kafalarımız, ortalama lafını duyunca iyice şaşırıyor, iyice bocalıyor. Daha da kötüsü, ortalama hesabı yapmak için bir istatistik tutmak, bu istatistiğin başlangıç ve bitiş tarihlerini de hatırlamak zorundayız. Bunlar bize çok ters gelir. Biz planlamayız, kayıt tutmayız, hesaplamayız.

Bir insan, nasıl olur da günde ortalama olarak mesela 4 ila 8 bardak çay içer arkadaşlar? Günde ortalama 4 bardak çay içen birisi, 10 günde 40 bardak içiyor demektir. Eğer 8 bardak içiyorsa, o zaman toplam 80 bardak eder. O mu, öbürü mü, hangisi? Aynı mantıkla devam edelim. O çay ocağından günde ortalama 20 ila 30 müşterisi faydalanıyorsa, bunların 10 günlük ortalama çay ihtiyacı (veya harcaması, veya çaycının geliri) 800 ila 2400 bardak edecektir. Eldeki bu verilerle neyin hesabını neye göre yapacaksınız? Çin’de Maçin’de bir kelebek kanat çırptığı zaman Türkiye’de birtakım iş yerlerinin neden patır kütür döküldüğünü anlıyor musunuz şimdi? Ne hesap var, ne kitap. Daha doğrusu, sorarsanız hesap da var, kitap da var, ama bunların hiç biri gerçekçi verilere dayanmıyor. Hesap yaptın mı, yaptım! İyi de neden battın? Valla anlamadım da, allem kalem de…

Sonuç.

Yıllarca adına nezaketen teknisyen dediğimiz, ama bana sorarsanız tamirci dahi olmayı hak etmeyen lise eşdeğeri sanat okulu mezunlarıyla çalıştım, onları çalıştırdım. Bir-iki istisna dışında, yukarıda anlattıklarımın dışına çıkabilen birini görmedim. Aralarında elektrik, elektronik, makine mühendisleri de vardı, sonuç farklı değildi. Bu arkadaşlarımız, her biri milyarlarca para karşılığında ithal edilmiş makinelere bakım yapıyor, ayar yapıyor, mikrosaniyelerle, mikronlarla, 3,654 gibi değerlerle uğraşıyor. Ve o makineleri ömrü dolmadan çöpe atıp yenisini alıyoruz.

Daha azami ve asgarinin ne anlama geldiğini, ortalama hesaplamak için en basit yolun mevcut değerleri toplayarak değer sayısına bölmek olduğunu, yapılabilecek bir hatanın belli bir dönemde ne kadar büyük bir farka yol açabileceğini bilmeyen, anlamayan, görmeyen insanlarla teknolojinin içine girmek mümkün mü sizce?

Bu kafayla bize hiç kimse hiç bir şey ürettirmez, kendi ürettiklerini de asgari gayretle satar. Nasıl olduysa aradan sıyrılmış (mutasyona uğramış) üç beş aklı başında insanımızın geliştirdiği teknoloji parçacıklarını da ya yabancılar kapıp kaçar, ya da biz bir yolunu bulur, onu geliştirenin belini kırar, bir daha böyle bir şeyi deneyemeyecek hale getiririz.

Bir sonraki yazımın konusu, teknoloji ile disiplinin, kanuna kurala saygının ilişkisi üzerine olacak. Her zamanki gibi, görüşlerinizi öğrenmeyi çok isterim, sağlıcakla kalın.