Ana sayfa Analiz Ve Lidyalılar Parayı Buldu I

Ve Lidyalılar Parayı Buldu I

437
0

Bir zamanlar Türkiye’de kredi kartı yoktu.Vatandaş, alışverişini ya nakit olarak yapar, ya da veresiye defterine yazdırıp ay başında öderdi.

Yurt dışına gidip gelen, cebi de dolu olan kişilerde Diner’s Club diye bir kart olduğunu duyardık, ama nasıl kullanıldığını bilmezdik.

Sonra nasıl kullanıldığını anladık, ama o sıralarda yurt dışına para transfer etmek diye bir şey söz konusu olmadığı için bu kartın borcunun nasıl ödendiğini merak etmeye başladık bu kez.

Neyse, uzatmayalım, günün birinde Türkiye ilerledi, ilerledi ve kredi kartı ile kesişen bir kavşağa geldi.

Kredi kartı, sihirli bir ödeme aracıydı. Yanımızda nakit para taşımak, o kirli, mikroplu paralara dokunup sağlığımızı tehlikeye atmak zorunda kalmayacaktık. Üstelik, ceplerde kırış kırış dolaşan banknotlar daha az eskiyeceği için, ülke ekonomisine katkımız da olacaktı. Daha da üstelik, bize verilen bu ‘hizmet’ karşılığında, hiç bir ücret de ödemeyecektik.

İşin en güzel tarafı, kredi kartı ile yaptığımız alışverişlerde bizden komisyon adı altında fazladan para talep eden esnafı derhal bilmemnereye bildirecektik, onlar da böyle esnafın ümüğünü sıkacaklardı. Bu kredi kartı şirketleri böylesine dürüsttü, bizi böylesine kayırıyorlardı işte…

Ne güzel günlerdi o günler.

Biz kredi kartı kullanıcıları, bankalarla kredi kartı sözleşmesi yapan esnafın bankaya herhangi bir ödeme yapıp yapmadığını bilmiyorduk, doğrusunu isterseniz merak da etmiyorduk.

Derken büyüdük, büyüdükçe anladık ki, alışveriş yaptığımız esnaf, bizim yaptığımız alışverişi en az 2 ay süreyle finanse ediyor, eğer parasını hemen (yani ortalama üç hafta) içinde almak isterse bu sefer o bankaya yüzde üç, beş, yedi, her ne ise, bir komisyon ödemesi gerekiyordu.

İnsanlık aleminde esnaf diye adlandırılan, zekâsı sokaktaki ortalama vatandaşın altında bulunan ayrı bir insan sınıfı mevcut olmadığı için, esnaf bu finansman maliyetini kimin ödemesi gerektiğini kısa zamanda öğrendi, aradaki farkı fiyatlara yavaş yavaş yedirmeye başladı. Ülkenin içinde bulunduğu yüksek enflasyon da bu konuda çok yardımcı oluyordu doğrusu.

Fiyatı sabit (narhlı) olan ürünlerde bu işi yapmak elbette mümkün değildi. Mesela bazı benzin istasyonları, kredi kartıyla satılan benzinin tutarına komisyon eklemeye başladılar. Kredi kartı şirketleri önce cart curt ettiyse de, sonra başka çıkar yol olmadığını anladığı, benzin harcamaları da ağızlarının suyunu akıttığı için, al takke ver külah benzincilerle bir anlaşmaya vardılar. Doğrusunu isterseniz, bu anlaşmanın ne olduğunu bilmiyorum, fakat devletin de katkısıyla kâr marjına yapılan küçük bir eklemenin yardımcı olduğunu tahmin ediyorum.

Kredi kartının ülkemizdeki geçmişi böyle. Bu yazı hiç bir bilimsellik taşımadığı için, birileri kalkıp ‘ayrıca şu da vardı, orası öyle değil, böyleydi’ diyebilir. Ben sadece kendi bakış açımla, özetin özetini çıkartarak yazdım. Hatam varsa affola.

Sonra aradan yıllar geçti. Kredi kartı şirketleri hükümetler düzeyindeki lobi faaliyetleri sayesinde mali yasaları kendilerine uygun şekilde düzenlediler yavaş yavaş. Bu arada, inanılmaz düzeylere çıkan enflasyon oranı sayesinde kredi kartının bir vadeli piyasa aracı gibi kullanılma olanağı da doğdu, pek çok ocak da bu yüzden söndü.

Bir gün, bir mağazanın vitrininde bir yazı dikkatimi çekti: İndirim: Fiyatı 100 lira, nakit alırsan 90 lira. Bahsedilen ‘fiyat’, nakit olmayan, yani kredi kartı ile yapılan alışveriş için geçerli.

Bu tür vitrin yazıları giderek arttı, derken gazete ilanlarına ve büyük mağaza kataloglarına girdi, derken İnternet üzerinden alışveriş yapma olanağı yaygınlaşınca oraya da bulaştı: Malımız peşin fiyatına 6 taksit, 100 lira. Kredi kartına tek ödemede 90 lira, havale ile ödersen 80 lira!

Vay canına! Yahu adam resmen komisyon alıyor kardeşim! Hani yasaktı bu? Gerçi açıkça komisyon lafı edilmiyordu, fakat beyni bir karidesinki kadar çalışan herkes, nakit (havale) ile yapılan ödemeye verilen indirimin tersten bakılınca kredi kartı için alınan komisyon olduğunu açıkça görebilirdi.

Benim beynim de en azından bir karidesinki kadar çalıştığı için, kredi kartı şirketine (bankaya değil, ana şirkete) bir mesaj göndererek durumu anlattım, firma adı verdim ve o firma ile yaptıkları sözleşmeyi iptal etmeleri gerektiğine dikkat çektim.

Aradan geçen süre içinde bilgisayarlarım birkaç kez yandığı, bozulduğu, değiştiği v.b. için artık o yazışmalar maalesef elimde kalmadı, fakat benim o isyanıma büyük unvanlı bir bilmemne müdüründen gelen cevap özetle şu şekildeydi: Efendim, kuruluşları bu işleri acayip dikkatli şekilde takip etmekteymiş, o firma kendi tercihi olarak nakit ödemelerde fiyat ayarlaması yapmış olabilirmiş (ne demekse), dolayısıyla bu asla bir komisyon olarak algılanamazmış, eğer ben kendilerine üzerinde komisyon diye ayrı bir ibare kullanılarak komisyon alındığını kanıtlayan bir kredi kartı slipi gösterebilirsem, onlar da o firmanın ümüğünü sıkarlarmış.

Ben bu anlamlı ve veciz cevap üzerine kendilerine içinde bulunduğum ruhsal durumu ayrıntılı şekilde açıklayan uzun bir mesaj gönderdim, ona da cevap vermediler. Nedendir, bilmem…

İnternet üzerinden yaptığım alışverişlerde elime slip dahi gelmiyorken, ben nasıl olup da onlara üzerimde ‘komisyon’ yazan bir slip gösterebilirim, hâlâ merak ediyorum.

Her neyse. Konunun geçmişini bu şekilde özetlemeye çalıştım. Artık günümdeki duruma bakalım biraz da. Fakat önce küçük bir ara… Yok yok, korkmayın. Reklam filan alacak değilim araya. Hem size, hem de bana bir nefes aldıracak kadar küçük bir ara vereceğim. Kredi kartı yolculuğumuzun devamı, bir sonraki yazıda. Şimdilik sağlıcakla kalın…