Ana sayfa BT Gündem Yaşar ne yaşar ne yaşamaz

Yaşar ne yaşar ne yaşamaz

154
0

Darüşşafaka Lisesi’nden sevgili abimiz, büyük mizah ustası rahmetli Aziz Nesin’in “Yaşar Ne Yaşar Ne Yaşamaz” isimli Kara Komedi’sini yanlış hatırlamıyorsam ilk kez Atatürk Kültür Merkezi’nin büyük salonunda izleme fırsatı bulmuştum daha ortaokul sıralarında. O zaman Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin yapısını henüz kavradığım söylenemez. Hoş günümüzde bile hala kavrayabilmiş değilim de. Oyunu izlerken birgün Internet denilen birşeyin hayatımıza gireceğini, bunun benim ekmek kapım olacağını üstüne üstlük bu ekmek teknesinin tiyatrodaki YAŞAR’ın ta kendisi olacağını bilemezdim elbette.

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nde bir kişinin gazetecilik mecrasını icra edip etmediğini tespit etmenin en yaygın yolu o kişiye SARI BASIN KARTI sahibi olup olmadığını sormaktır. En azından devletin en yetkili mercileri Başbakanlık ve Cumhurbaşkanlığı böyle yapıyor. Sarı Basın Kartı sahibi olmayan gazetecileri gazeteciden saymayıp Başbakan’ın bulunduğu mekanlarda bile basın toplantılarına almıyorlar. Başbakanı Gazeteci olarak takip edecekseniz, Başbakanlık binasına Gazeteci olarak girecekseniz illa ki Sarı Basın Kartı sahibi olmanız gerekli. Yoksa gazeteci değilsiniz.

Bu kartı veren ise yine Başbakanlığa bağlı Basın Yayın Enformasyon Genel Müdürlüğü. Öyle kafasına göre vermiyor bu kurum bu kartı. Ellerinde Sarı Basın Kartı Yönetmeliği diye mevzuat var ona göre veriyorlar. Meraklıları www.byegm.gov.tr adresine girip bu mevzuata bakabilir kimler gazeteci, kimler değil diye.

Yönetmelikte yazılanlara göre daha doğru yazılmayanlara göre Internet yayınları, yayın değil. Bu alanda çalışanlar da gazeteci değil. Yani Sarı Basın Kartı sahibi alma hakkı yok. Kısacası Başbakanlığa bağlı bir kurum online yayınları tanımıyor, onlar tanımadığı için Başbakanlık makamı da sizi tanımıyor. Ama Türk Ceza Kanunu’nda ve 5680 sayılı basın kanununun ceza hükümlerinde Internet yayıncılığı en az diğer basın yayın organları kadar tanınıyor. Yani yoklukta eşitlik ilkesi hakim konuya..

Başbakanlığa bağlı Türkiye İstatistik Kurumu da Internet yayınlarını tanıyanlardan. Ocak ayında TÜİK’den bir mektup aldım. Yazılı Medya Araştırması yapıyorlar. 2004 yılına ilişkin. Lütfedip bizden de verilerimizi göndermemizi, eğer göndermezsek İDARİ PARA CEZASI’na çarptıracaklarını söylemişler. Yani bir tarafta bizi tanımamakta ısrar eden başka bir Başbakanlık Kurumu, diğer tarafta ise bize ceza kesecek kadar çok tanıyan başka bir Başbakanlık Kurumu.

Devletimi bir kenara bıraktım. Özel sektör de bizi YAŞAR yerine koyuyor son zamanlarda. Beğenmedikleri bir haber yazdığımızda veya yazılarımızda maddi hata olduğunda Türk kanunlarının verdiği yetkiye dayanarak hemen Noter kanalından bir ihtarname yollayıveriyorlar. En son AVEA İletişim Hizmetleri AŞ’den böyle Noter tasdikli bir zarf almıştık BTDünyası.net olarak. Zarfı alınca da sevinmiştim ben. “AVEA bizim varlığımızı Türk Hukuku önünde, Noter tasdikli olarak tanıdı” diye.

Ama bu sevincimiz de uzun sürmedi. Hani zamanın YAŞAR’ıyız diyorum ya. Avea Genel Müdürü Cüneyt Türktan bu göreve başladığından beri ilk kez basın mensuplarıyla biraraya geldi geçen hafta. Biz basın kuruluşu olarak sayılmadığımız için olsa gerek bu toplantıya çağrılmadık. Geçtiğimiz sene buna benzer bir-iki örnek daha yaşamıştık özel sektörden.

Dünyanın en büyük bilgi teknolojileri fuarını düzenleyen Hannover Messe, Uluslararası Telekomünikasyon Birliği,Forrester Research gibi uluslararası bir araştırma kuruluşu, Avrupa Birliği Parlamentosu ve buna ek olarak Avrupa Birliği Bilgi Toplumu ve Medya Komiserliği BTDünyası.net’i resmi olarak tanıyor da Avrupa Birliği üyeliği yolunda ilerleyen Türkiye’nin başbakanlık makamı ve özel kuruluşları tanımıyorsa bizim daha gidecek çok yolumuz var AB katılımında. Tabii yolun sonunu görebilirsek.

Artık ben de yoruldum bu ülkede tanınınca sevinip, tanınmayınca üzülmekten. Biz buradayız. Türkiye Cumhuriyeti Mevzuatında yazılı ve görsel medyanın tasvir edildiği şekilde kamu hizmeti yapıyoruz. Tanıyan tanır, tanımayan tanımaz.

Geçtiğimiz yıl HP Türkiye üst yönetimi ile yaptığımız yazışmalarda yer aldığı gibi bu yazıyı da bir temel fıkrasının son cümlesiyle noktalamak istiyorum.

“Haçan. Sizi bizi tanımeysanuz biz sizi heç tanımeyruz da”